Son günlerde Medya’da esen ERBAKAN Fırtınası

EKRANLARIN `YILDIZI` 

Davut Şahin – Yeni Asya

 

Ekranların `eski`meyen yıldızı: Necmettin Erbakan .

 

TV 5, Flash TV , Sky Türk … Son olarak Başkent Oturumları ile Kanal B `de izledik.

 

Kendine has üslubu, kıvrak dili ve esprilerle donatılmış konuşmasını dinlerken, 70`li yılların nostaljisini yaşattı bizlere.

 

Hoca konuşmalarıyla AKP `yi ciddi bir şekilde silkeliyor.

 

Ama, 28 Şubat süreci sorularında minder dışı güreşmesi ise dikkatlerden kaçmadı.

 

28 Şubat kararlarının sorumluluğunu ABD `ye yükledi. Kendisine karşı TSK `da oluşan muhalefetten hiç bahsetmedi. Anayasa Mahkemesi kararına da, `O işin başka tarafı` diyerek tehlikeli sulara girmedi.

 

Yani `Hoca` bildiğiniz gibi.

 

07.07.2007

   

Fikret BİLA      

Erbakan: Abdüllatif Bey`le görüşeceğiz. 

Necmettin Erbakan Hoca `yla 3.5 saat süren canlı televizyon programından sonra sohbet ediyoruz. Başkent Üniversitesi `nde, Kanal B televizyonundayız. Saat 01.00…

 

Erbakan Hoca `da en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Cin gibi…

 

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof . Dr. Mehmet Haberal Hoca `yı uğurlamak için televizyona gelmiş. `Başkent Oturumları ` programının yapımcı ve sunucuları, usta gazeteciler Mithat Sirmen ve Nahit Duru , programın gazeteci konukları olarak ben ve Bilkent Üniversitesi `nden Doç . Dr. Hasan Ünal , Erbakan Hoca `ya sorular soruyoruz.

 

`Şener sindiremedi`

 

Erbakan Hoca , 3.5 saat süren program boyunca, `öğrencileri` Başbakan Recep Tayyip Erdoğan `a, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül `e ince benzetmelerle yüklenip durdu.

 

Abdüllatif Şener `e ise dokundurmadı.

 

Sohbette, Abdüllatif Şener `in yeniden milletvekili adayı olmama kararını nasıl karşıladığını sordum.

 

Erbakan Hoca , Şener `in bu tavrını takdir ediyor. Şu yanıtı verdi:

 

`Abdüllatif Bey , bunların yaptıklarını içine sindiremedi. Aday olmayarak birlikte olmam mesajını verdi. Kendine karşı tutumlarına da tepki gösteriyor. Bizim hükümetimizde Abdüllatif Bey maliye bakanıydı. Ona maliyeyi vermediler. Özelleştirmeyi vermişlerdi, sonra ondan aldılar. Yaptıklarını onaylamadı. İçine sindiremedi.`

 

`Görüşeceğiz`

 

Erbakan Hoca `ya, aday olmama kararından sonra görüşüp görüşmediklerini sordum.

 

Hoca, `Görüşeceğiz` dedi:

 

`Görüşmek istedi. Önümüzdeki günlerde randevu belirleyeceğiz. Abisiyle gelecek, görüşeceğiz.`

 

Erbakan Hoca , liste dışında kalan AKP milletvekillerinin de `baba ocağı` dedikleri Saadet Partisi `ne döneceklerini söylüyor. `Şimdi` diyor, `Şoktalar. Birkaç gün kendilerine gelsinler, sonra onlar da gelecekler, baba ocağına dönecekler.`

 

Erbakan Hoca , Başbakan Erdoğan `ı eleştirirken, `Ama sizin öğrenciniz değil mi?` diye sorunca, `Talebemiz ama` diyor:

 

`Dersleri anlamamış. İmam hatipten ikide bir de kaçıp top oynamaya gidersen işte böyle olur. Sen hiç mi ders dinlemedin? Konferans dinlemedin? Sen nasıl imam hatiplisin?`

 

`Başkarım`

 

Hasan Ünal Hoca, Gül `ün 1995`te Gümrük Birliği `ne karşı çıkan Meclis konuşmasını anımsatıp bugünkü tutumuyla yarattığı çelişkiyi sorunca, Erbakan Hoca bu kez, `biyoloji dersi` veriyor.

 

`Siz` diyor, `Başkarım diye bir şey duydunuz mu, biliyor musunuz?`

 

`Hayır` deyince anlatıyor:

 

`Biyolojide bir terim vardır: Başkarım. Ne demektir o? Şu demektir: Bir organizmanın yapısını değiştirerek tamamen başka bir şey olması. Başka bir yapıya dönüşmesi. Abdullah Bey nasıl bu kadar değişti diyorsunuz, değil mi? Onun başına gelen işte bu `başkarım`dır.`

 

ABD `den gelen kripto

 

Necmettin Erbakan Hoca `nın başbakanlıktan ayrılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat sürecine farklı bir bakışı var.

 

Programın ilerleyen saatlerinde 28 Şubat sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri `nin rolünü konu ettiğimizde, `TSK `yı şöyle bir yana bırakalım` diyerek o yöne girmiyor. `Anayasa Mahkemesi ` deyince de, `O işin başka tarafı` diye ona da girmiyor.

 

Erbakan Hoca , o süreci başka türlü izah ediyor. Hoca, o süreçte, `ABD parmağı` olduğunu ima ediyor. Nedeninin ise Müslüman ülkelerle oluşturduğu `D-8` olduğunu söylüyor. `Biz` diyor `D-8`i kurunca, dediler ki Türkiye `de Refah var, biz istediklerimizi yaptıramayız.` Erbakan , D-8`in kurulmasıyla düğmeye basıldığını ve hükümet ortağı DYP `den 50 milletvekilinin desteğinin çekildiğini düşürüyor.

 

Bu süreci anlatırken ilginç bir bilgi aktarıyor:

 

`Bizim elimizde çok önemli bir kripto var. O tarihteki ABD Dışişleri Bakanı Christopher tarafından Ankara `daki Büyükelçi Marc Grossman `a çekilmiş. İçeriğini söylemeyeceğim, şimdilik uygun bulmuyorum.`

 

Erbakan , bu bilgiyi verdikten sonra 54. hükümeti oluşturan RP -DYP koalisyonunun görevden nasıl ayrıldığını anlatıyor.

 

28 Şubat `ın asıl adresinin ABD olduğunu ima ediyor.

 

2007-07-06 Milliyet

   

M.Ali Kışlalı      

AKP nerede? 

AKP , Erbakan `ın `Milli Görüş ` (MG ) adını verdiği temel siyasi çabalarının bir türlü arzuladığı başarıya ulaşamaması üzerine kurulmuştu. Kurucular onun yanında politikaya atılmış, yaşanan hataları yakından görmüş, hatta kimileri onlardan dolayı cezaevlerinde kalmış, siyaset yasağı bile almışlardı.

 

2002 seçimlerinde tabanları hazırdı. Erbakan `ın uğradığı son başarısızlık, yüzde 10 civarında olduğu varsayılan MG yanlıları onları bekliyordu. Son koalisyondan düş kırıklığı yaşayan, ekonomik düzelmenin henüz farkına varamayan, `Bir de bunları deneyelim` diyen seçmen oyları da hesaba katılıyordu. Beklenmeyen seçim başarısında, bir de diğer seçime katılan partilerden başka sistemden de umutlarını kesip sandık başına gitmeyen 10 milyon seçmen kilit rol oynadı.

 

AKP , her kayıtlı dört seçmenden birinin oyunu alıp, seçim sisteminin özelliğinden de yararlanarak, TBMM `de büyük bir çoğunluk sağladı.

 

Ne olmuştu? MG sahibinden mi vazgeçilmişti? Yoksa `Değiştik ` diyenler samimi mi idiler? Yepyeni bir siyaset anlayışı getirdiklerinden mi, kendilerine oy verilmişti?

 

Başlangıçta, AKP başarısından dolayı en kuşkulu çevreler bile `Bakalım ne olacak?` derken, hükümet attığı adımlarla MG inançlarını, yoğun kadrolaşmayla birlikte, özellikle eğitim alanında sergilemeye başlayınca hava değişmeye başladı. Tırmanma son iki yılda, TBMM Başkanı`nın da öncülüğünde sergilenen girişimler, Cumhurbaşkanı`nın titizlikle durdurduğu MG yanlısı tayinler, veto ettiği, ısrar halinde Anayasa Mahkemesi `nde iptal ettirdiği yasa tasarıları ile, anayasal rejimi özümsemiş kitlelerin dikkatlerini çekmeye ve büyük kaygı yaratmaya başladı.

 

Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, üniversiteler, yüksek yargı, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın bir bölümünde sesler yükseldi . Önemli bir gelişme, AKP içinde, 2006 Ağustosu `nda , Türk Silahlı Kuvvetleri yasa ve geleneklerine göre, Hilmi Özkök `ün yerine Genelkurmay Başkanı olacak Yaşar Büyükanıt `a karşı başlatıldı. Aylar boyu suskun kalan Başbakan, Cumhurbaşkanı`nın kesin tavrı karşısında tayini onayladı. Yeni TSK yaklaşımının anlamını ise ancak 27 Nisan Genelkurmay açıklaması sonrası Büyükanıt ile yaptığı konuşmada, Gül `ü seçtiremeyince öğrendi.

 

İşte AKP `deki, daha önce atmak istediği kimi adımlar, açık ya da kapalı TSK uyarılarına sebep olmuşsa da, önemli değişiklikler o zaman başladı.

 

AKP , Erdoğan liderliğinde, dört buçuk yıllık iktidarında saptadığı ülke gerçeklerine uygun önlemler alarak, ülkeyi almayı beklediği oy çoğunluğuna dayanarak, daha rahat yönetmek istediğini gösteren adımlar atmaya başladı.

 

Bu adımların en önemlilerinden biri, Erbakan `ın MG yanlıları olduklarını söylediği 160`tan fazla AKP milletvekili yeni seçimler için aday göstermemesi ile ilgili oldu.

 

Bir başka önemli değişiklik ise, siyasi hava ile birlikte ülke havasını da gerginleştirici tavırların sahibi Bülent Arınç `ı dışlayıcı tutumunda görüldü.

 

Ama Erdoğan`ın, yakın gelecek için, ülke yönetiminin başında kaldığı takdirde önem vereceği hususlardan birinin TSK gibi anayasal kurumlarla daha yakın ilişki içinde olacağını defalarca vurgulaması umut verici oldu.

 

Şimdi önemli olan, Erbakan `ın da vurguladığı, çeşitli işaretlerinin de görüldüğü gibi, eğer AKP artık MG `den, görece de olsa kopmuşsa, ne kadar oy kaybedeceği.

 

Bunun yanında kendisine 2002 seçimlerinde, diğer partilerden umut kesmişlerden verilen oyların ne kadarını muhafaza edebileceği. Son aylardaki milyonların katıldığı mitinglerin havasıyla, geçen defa oy vermeyen 10 milyon seçmenden ne kadarını yanına çekebileceği.

 

O zaman AKP `nin gerçekten nerede olduğu anlaşılacak .

 

2007-07-07 Radikal

   

Murat Çelik      

4 Temmuz…ABD`nin bayramı. Ya bizim?.. 

Bizim Türkiye `ye ve demokratik geleneklerine, demokrasiye bağlılığına olan güvenimiz tam. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türk halkının seçeceği hükümet(ler )le çalışmakta zorluğumuz olmaz.`

 

Amerika Birleşik Devletleri `nin (ABD ) Ankara Büyükelçisi Ross Wilson seçime ve 22 Temmuz sonrasına dair işte böyle diyor. Wilson ile 4 Temmuz akşamı, Ankara `daki konutunun bahçesinde ev sahipliğini yaptığı Amerikan Bağımsızlık Günü Resepsiyonu`nda sohbet ettik.

 

Amerikan Büyükelçisi `ne, `2003 yılından itibaren, 4 Temmuz tarihinin Türkiye açısından ikinci bir anlamı daha var biliyorsunuz` dedim. `Süleymaniye baskını ve çuval olayını kastediyorum` diye devam etmeme fırsat vermeden sözü aldı Wilson : – Süleymaniye ile ilgili üzüntülerimizi bildirdik, defalarca özür diledik. Başka ne yapabiliriz bilmiyorum. Başka ne bekleniyor? `Ama…` diyecek oluyorum. Büyükelçi devam ediyor: – Bakın bugün 4 Temmuz . Bizim bağımsızlık günümüz. Her ülke gibi bizim de tarihimizde sorunlu, üzüntülü, unutmak isteyeceğimiz anılarımız da var elbette. Ama bugünü gururla kutlamak için inanın birçok gerekçemiz var bizim tarihimizi oluşturan. – Peki Sayın Büyükelçi , 4 Temmuz `un kötü anısının, Türk halkında hala sıcaklığını, hafızalardaki tazeliğini koruduğunu düşünüyor musunuz? – Konunun sürekli olarak gündemde olduğu söylenemez. Yani Türkiye `de her gün bu mesele konuşulmuyor. Ama elbette, o olay bir vesileyle medyanın gündeminde yer aldığı anda, kamuoyundaki hassasiyet de canlanıyor. Ross Wilson haklı… 4 Temmuz 2003`te Irak `ın Süleymaniye kentinde, Türk askerinin başına Amerikalılar tarafından çuval geçirilmesi hadisesi her gün konuşulmuyor bu ülkede.

 

Ama o `acı gün` torunlarımız tarafından bile unutulması mümkün olmayan bir hatıra Türk insanı için…

 

Erbakan yine aynı Erbakan

 

Necmettin Erbakan `ı izliyorum… Mikrofon başına geçtiği her ortamda artan bir form grafiği var. Flash TVde Hakan Aygün `e konuk olduğunda bende oluşan kanaat, ESAM Konferansı `nda daha da güçlendi.

 

* *

 

Eşi Nermin Erbakan `ı kaybettikten sonra yaşadığı üzüntü, demoralizasyon ve inziva döneminin ardından hayata dönmüş bir Erbakan Hoca var karşımızda. Konya `dan adaylık başvurusu reddedilmiş olmasına, yani 22 Temmuz`dan kişisel bir beklentisi bulunmamasına karşın, `seçim`, Erbakan `ı yaşama, bir kez daha, bağlamış görünüyor.

 

* *

 

Gözlerindeki `hareketlilik` geri dönmüş. Uzak geçmiş hafızasının en üst düzeyde olmasını ayrı bir not olarak düşmek gerekiyor ama yine de Hoca`nın enerjisine hayran olmamak mümkün değil. Nasıl bir motivasyon, nasıl bir konsantrasyondur bu?

 

* *

 

Tamam, Erbakan `ın anlattıkları; ağır sanayi hamlesi ve Kıbrıs Barış Harekatı gibi artık otomatiğe bağlanmış başlıklar. Kabul… Siyaset ve Milli Görüş , eski Başbakan `ın belki de hayat ile var olan tek bağı, buna da tamam. Sergilediği performansın Saadet Partisi lehine oya dönüşme oranı, büyük olasılıkla çok düşük seviyede olacak; bunu da kabul ederim. Fakat her şeye rağmen, kim ne derse desin Necmettin Erbakan , Türk siyasetinde bir fenomen olduğunu bir kez daha kanıtlıyor bugünlerde.

 

* *

 

Tavsiye ederim, 22 Temmuz `a kadar fırsat buldukça, denk geldikçe Erbakan `ı izleyin… Emin olun, seçim sürecinin en renkli, en ilginç, en canlı simalarından birini bulacaksınız karşınızda.

 

2007-07-07 Bugün

  Erbakan yine haklı çıktı! 

Petkim `in şaibeli bir şekilde Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı Alexander Mashkevich`in sahibi olduğu Investment Industrial Group Eurasia `nın ana ortağı olduğu konsorsiyuma satılması Milli Görüş Lideri Prof . Dr. Necmettin Erbakan `ın stratejik kuruluşların hangi amaçla ve hangi niyetle satıldığına yönelik kaygılarını bir kez daha haklı çıkardı.

 

Sadettin İnan

 

AKP `nin Petkim `i apar topar elden çıkarmasının nedeni ortaya çıktı. Seçimlerin hemen öncesinde yapılan şaibeli satışın üzerindeki sır perdesi aralanmaya başlandı. Türkiye `nin en önemli stratejik kuruluşlarından olan Petkim , Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı Alexander Mashkevich`in eline geçti.

 

AKP konsorsiyumu gizledi

 

Kamuoyundan gelecek tepkiden korkan AKP , konsorsiyum hakkındaki bilgileri sır gibi saklayarak ihaleyi oldu-bittiye getirdi. İhale öncesinde bu konsorsiyumun ana ortağının Mashkevich`in olduğu bilinseydi satış işleminin gerçekleşememe tehlikesi vardı. İşte bu tehlikeden dolayı Özelleştirme İdaresi , bütün taleplere rağmen bu konsorsiyum hakkındaki bilgileri sır gibi sakladı.

 

İhale sırasında bile Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı ve İhale Komisyonu Başkanı Osman İlter `in tavrı dikkat çekmişti. İlter , konsorsiyum üzerindeki sırrı `Burada gizleme yok` cümleleriyle geçiştirmeye çalışırken, şirket yetkilileri ise kartvizit bile verememişti.

 

Erbakan `ın eleştirileri haklıydı

 

Şaibeli satış, Milli Görüş Lideri Prof . Dr. Necmettin Erbakan `ın stratejik kuruluşların hangi amaçla ve hangi niyetle satıldığına yönelik eleştirilerini bir kez daha haklı çıkardı. Konuşmalarında ırkçı emperyalizmin Türkiye üzerinde oynadığı oyuna işaret eden Erbakan , bu güçlerin 75 milyon ülke insanını aç -işsiz bırakıp, borca esir etmek için ülke kaynaklarını AKP vasıtasıyla nasıl ele geçirdiğini rakamları ile ortaya koymuştu. Erbakan `ın ortaya koydukları ile Petkim ihalesinde yaşananların tamamen bir biriyle örtüşmesi dikkat çekiyor.

 

Pektim , Yahudi ve Ermeni `ye verildi

 

Konsorsiyumda kimler yok ki! Ana ortak, Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı Alexander Mashkevich. 1 milyar dolarlık kişisel servete sahip olan ve Kazakistan ekonomisinin en önemli aktörlerinden olan Mashkevich, konsorsiyumda yer alan Investment Industrial Group Eurasia `nın sahibi. İsrail vatandaşı olan Mashkevich, ayrıca Euro -Asian Bank `ın da sahibi.

 

Konsorsiyumun finansörü ise bir Ermeni … Dünyadaki tüm Ermenilerin paralarını Ermenistan bankalarında toplamak için 2020 projesinin aktif üyesi olan Ruben Vardanian, Rus Troika Bank `ın yüzde 65 hissesini elinde tutuyor. Konsorsiyumun stratejik yatırımcısı ise Kazakistan Caspi Neft şirketi. Şirketin yüzde 100`ü ABD merkezli Transmeridian`a ait. Kazakistan bölgesindeki enerji yatırımları ile dikkat çeken Transmeridian, aynı zamanda Wall Street `te halka açık bir şirket.

 

İsrail vatandaşı, Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı Mashkevich`in sahibi olduğu Eurasia Group , Seydişehir `de bulunan alüminyum fabrikası ile de özel olarak ilgilenmişti. Bilindiği üzere Mashkevich, alüminyum fabrikası ve maden yataklarına yönelik olarak özel raporlar hazırlatmıştı. Ancak bu ihalede Mashkevich, başarılı olamamıştı.

 

2007-07-07 Milli Gazete

  

Ali Haydar Haksal      

Saadet Partisi: Dip Dalga 

Önceki seçimlerdeki gözlemlerimizden ötürü bu seçimlerde alabildiğine dikkatli olmaya ve nesnel davranmaya gayret ediyorum. Elbette seçim de tarafız. Kendi penceremizden bakıyoruz. Bugüne değin mümkün olduğunca bu bakış açımızla bakmamaya gayret ettik. Kadıköy teşkilatımızda geçmişte görev yapmış olan sevgili Sabri Çolak ile çalışmalarda birlikteyiz. Sadi Özgül de katılıyor. 3 Kasım ile 28 Mart seçimlerinde seçmen kararını vermişti. Biz bu çalışmalarda insanlara gittiğimizde soğuk bir yüz ifadesi ve boş gözlerle karşılar `inşallah` deyip geçiştirirlerdi. Bu seçimin psikolojisi çok farklı.

 

Nesnel bir bakışla şöyle değerlendirebiliriz.

 

1- Geçen seçimlerde Akepe `ye oy verip bu seçimlerde vermeyeceğini söyleyen önemli bir seçmen bulunuyor. Bunun büyük bir bölümü Saadet Partisi `ne yönelmiş.

 

2- Kararsız seçmen oranı oldukça yüksek. Seçim günü yaklaştıkça psikolojisinin yansımaları belli oluyor. Erbakan Hoca `nın konferansları Akepe dışında toplumun bütün kesimlerinde kabul görüyor. Akepe tabanında da karşılaştığım seçmenlerde ilginç bir durum var. Hoca`nın anlattıkları yüzde yüz doğru. Bu seçimlik de Akepe `ye oy vereceğim diyenler var. Bunlar da iki gönüllü. Sandık başına gittiğinde farklı bir durum ile yüzleşecek.

 

3-Cumhurbaşkanlık seçim sürecinden ötürü inadına Akepe `ye oy vereceğini söyleyenler de var. Fakat bu psikoloji giderek kırılıyor.

 

4-En ilginci iş çevrelerinde KOBİ `lerde ziyaret ettiğimiz esnaf, bir araya gelen çalışanlar ve yöneticiler seçim ile ilgili konuşuyorlar ve artık karar veriyorlar. Çok çarpıcı olması bakımından karşılaştığımız yüzlerce örnekten biri olarak. Makine mühendisi, 1968 kuşağından ve eski komünistlerden biri. Masasında 4 ya da 5 çeşit gazete. Kararımı verdim, Erbakan Hoca `ya oyumu vereceğim. Cehepe`ye oy vermeyeceğim. Mehepe`ye verirsem aslımı inkar etmiş olacağım. Genç Partiyi geç, Akepe `ye hiç vermeyeceğim. Geriye Erbakan Hoca kalıyor. O seçilmese de onun partisine vereceğim. Aynı çarşıda girdiğimiz birçok iş yerinde aynı tabloyla karşılaştık.

 

5-Hemen her partiden Saadet Partisi `ne bir yönelme var. İlginç bir şekilde toplumun bütün kesimlerini kucaklayan bir Erbakan Hoca ve Saadet Partisi gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Hiçbir zaman bu kadar sıcak karşılanmamıştık. Yukarıdaki örneği çoğaltabiliriz. Cami cemaatinin bir bölümü ile Saadet Partisi `nden Akepe `ye gitmiş olanların bir kısmı oldukça öfkeli ve tepkili duruyorlar.

 

6-Saha çalışmasında Saadet Partisi `nden başka hiç kimse yok. Saadet Partisi `nin bütün bültenleri okunuyor. Bize `Seçimden seçime gelmeyin ` diyorlar. `Peki seçim sürecinde bizden başka size gelen var mı?` diyoruz `Yok` diyorlar. Bu da oldukça ilginç bir durum. Önceki seçim çalışmalarında dolaştığımızda bültenlerimizi dağıtırdık, arkamızı döndüğümüzde yerlerde bulurduk. Bu seçim sürecinde arkamızı döndüğümüzde tek tük atılmış buluyoruz.

 

7- Diğer partilerden ve hiç umulmadık kesimlerden destek var. Parti ismi vermeye gerek yok. Yukarıda bir örneğini verdik.

 

8- Saadet Partisi barajı aşmayacak diye bir psikoloji yok artık. Seçmen giderek barajı aşacağının bilincinde ve inancında, barajı aşacak partiler arasında kendileri sıralıyorlar. Zaten kamuoyu yoklamaları da renk vermeye başladı. Başkent Stratejik Araştırma Merkezi `nin yoklamalarında 8-11 arası görünüyor. Hürriyet `ten Yalçın Bayer köşesinde yayımladı. Özdemir İnce bir yenisini yayımladı köşesinde. SSAM`inkinde 5 ila 8 arası. Başbakan`ın açıkladığı bir araştırma daha var. Orada Saadet Partisi `nin adı yok. Diğer bütün partilerin var. Diğerleri değerlendirmesinde % 7. Bu da Saadetten başkası değil. İlçe binalarına, seçim bürolarına dışarıdan büyük bir akım var. Bu da Saadeti çekim merkezi haline getirdi.

 

9- Bu seçim sürecinde `inşallah` yerine oyum sizin, `tamam`, `evet` diyenler kendilerini çok açıkça belli ediyorlar.

 

Kamuoyu araştırmaları öteden beri Saadet Partisi `ni yok sayıyordu. Hemen her seçim sonrasında katlayarak geliyordu. Yukarıda verilen verileri dikkate alarak Saadet Partisi `nin sonuçlarını çıkarabilirsiniz.

 

Evet Saadet Partisi bir dip dalga vuracak . Bunun muştusunu şimdiden vereyim. Sonuç ne olursa olsun gelecek Saadet Partisi `nin.

 

2007-07-07 06:02:27 Milli Gazete

    

Erbakan, Bakan Şener`le görüşecek

 Fikret Bila -Milliyet 

Erbakan : Abdüllatif Bey `le görüşeceğiz

 

Necmettin Erbakan Hoca `yla 3.5 saat süren canlı televizyon programından sonra sohbet ediyoruz. Başkent Üniversitesi `nde, Kanal B televizyonundayız. Saat 01.00…

 

Erbakan Hoca `da en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Cin gibi…

 

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof . Dr. Mehmet Haberal Hoca `yı uğurlamak için televizyona gelmiş. `Başkent Oturumları ` programının yapımcı ve sunucuları, usta gazeteciler Mithat Sirmen ve Nahit Duru , programın gazeteci konukları olarak ben ve Bilkent Üniversitesi `nden Doç . Dr. Hasan Ünal , Erbakan Hoca `ya sorular soruyoruz.

 

`Şener sindiremedi`

 

Erbakan Hoca , 3.5 saat süren program boyunca, `öğrencileri` Başbakan Recep Tayyip Erdoğan `a, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül `e ince benzetmelerle yüklenip durdu.

 

Abdüllatif Şener `e ise dokundurmadı.

 

Sohbette, Abdüllatif Şener `in yeniden milletvekili adayı olmama kararını nasıl karşıladığını sordum.

 

Erbakan Hoca , Şener `in bu tavrını takdir ediyor. Şu yanıtı verdi:

 

`Abdüllatif Bey , bunların yaptıklarını içine sindiremedi. Aday olmayarak birlikte olmam mesajını verdi. Kendine karşı tutumlarına da tepki gösteriyor. Bizim hükümetimizde Abdüllatif Bey maliye bakanıydı. Ona maliyeyi vermediler. Özelleştirmeyi vermişlerdi, sonra ondan aldılar. Yaptıklarını onaylamadı. İçine sindiremedi.`

 

`Görüşeceğiz`

 

Erbakan Hoca `ya, aday olmama kararından sonra görüşüp görüşmediklerini sordum.

 

Hoca, `Görüşeceğiz` dedi:

 

`Görüşmek istedi. Önümüzdeki günlerde randevu belirleyeceğiz. Abisiyle gelecek, görüşeceğiz.`

 

Erbakan Hoca , liste dışında kalan AKP milletvekillerinin de `baba ocağı` dedikleri Saadet Partisi `ne döneceklerini söylüyor. `Şimdi` diyor, `Şoktalar. Birkaç gün kendilerine gelsinler, sonra onlar da gelecekler, baba ocağına dönecekler.`

 

Erbakan Hoca , Başbakan Erdoğan `ı eleştirirken, `Ama sizin öğrenciniz değil mi?` diye sorunca, `Talebemiz ama` diyor:

 

`Dersleri anlamamış. İmam hatipten ikide bir de kaçıp top oynamaya gidersen işte böyle olur. Sen hiç mi ders dinlemedin? Konferans dinlemedin? Sen nasıl imam hatiplisin?`

 

`Başkarım`

 

Hasan Ünal Hoca, Gül `ün 1995`te Gümrük Birliği `ne karşı çıkan Meclis konuşmasını anımsatıp bugünkü tutumuyla yarattığı çelişkiyi sorunca, Erbakan Hoca bu kez, `biyoloji dersi` veriyor.

 

`Siz` diyor, `Başkarım diye bir şey duydunuz mu, biliyor musunuz?`

 

`Hayır` deyince anlatıyor:

 

`Biyolojide bir terim vardır: Başkarım. Ne demektir o? Şu demektir: Bir organizmanın yapısını değiştirerek tamamen başka bir şey olması. Başka bir yapıya dönüşmesi. Abdullah Bey nasıl bu kadar değişti diyorsunuz, değil mi? Onun başına gelen işte bu `başkarım`dır.`

 

ABD `den gelen kripto

 

Necmettin Erbakan Hoca `nın başbakanlıktan ayrılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat sürecine farklı bir bakışı var.

 

Programın ilerleyen saatlerinde 28 Şubat sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri `nin rolünü konu ettiğimizde, `TSK `yı şöyle bir yana bırakalım` diyerek o yöne girmiyor. `Anayasa Mahkemesi ` deyince de, `O işin başka tarafı` diye ona da girmiyor.

 

Erbakan Hoca , o süreci başka türlü izah ediyor. Hoca, o süreçte, `ABD parmağı` olduğunu ima ediyor. Nedeninin ise Müslüman ülkelerle oluşturduğu `D-8` olduğunu söylüyor. `Biz` diyor `D-8`i kurunca, dediler ki Türkiye `de Refah var, biz istediklerimizi yaptıramayız.` Erbakan , D-8`in kurulmasıyla düğmeye basıldığını ve hükümet ortağı DYP `den 50 milletvekilinin desteğinin çekildiğini düşürüyor.

 

Bu süreci anlatırken ilginç bir bilgi aktarıyor:

 

`Bizim elimizde çok önemli bir kripto var. O tarihteki ABD Dışişleri Bakanı Christopher tarafından Ankara `daki Büyükelçi Marc Grossman `a çekilmiş. İçeriğini söylemeyeceğim, şimdilik uygun bulmuyorum.`

 

Erbakan , bu bilgiyi verdikten sonra 54. hükümeti oluşturan RP -DYP koalisyonunun görevden nasıl ayrıldığını anlatıyor.

 

28 Şubat `ın asıl adresinin ABD olduğunu ima ediyor

 

if (!document.phpAds_used) document.phpAds_used = `,`; phpAds_random = new String (Math .random ()); phpAds_random = phpAds_random .substring(2,11); document.write (“);

 

2007-07-06 HaberX

    

      

Erbakan, Yeniden… 

Afet ILGAZ

 

Sn. Erbakan `ın yeniden medyanın (gazete ve televizyonların) ilgi odağı olması, çok dikkat çekici bir sürece girdiğimizi gösteriyor Milliyet `teki bir konuşmasında, başlıktan verilen şu cümle, çok ilgi çekiciydi ve galiba birçok Milli Görüşçü `nün bile bilmediği, bazı çok hayati gerçekleri işaret ediyordu:

 

`Konferansımda 200 paşa ağladı.`

 

Konferans 1960 ihtilalinden hemen sonraya rastlar. Sn. Erbakan :

 

`Ben 200 generale konferans vermek istiyorum` der. `Şaşırdılar. Çünkü ben eğer ABD bize ambargo uygularsa hiç değilse pistonumuzu kendimiz yapalım.` istiyordum. Bunun üzerine Milli Savunma Bakanlığı altındaki sinema salonunda 200 general toplandı . Onlara bir saatlik film hazırladım. Filmin iyi gözükmesi için elektrikler söndürülmüştü. Konferansım bittiği zaman elektrikleri açtılar. Bir de baktım ki salondaki 200 generalin 200`ü de ağlıyor. Bunları söylerken Erbakan `ın gözleri yaşarıyor. Niçin, çünkü söylenenlerden öyle etkilendiler ki. Hepsi Milli Görüşlü olduğu için. Bunu gözümle yaşadım. Hepsi o kadar temiz insanlar. Bugün getirin, gene ağlıyacaklar ve boynuma sarılacaklarını biliyorum. Çünkü Milli Görüş `ten başka çare olmadığını idrake başladılar. Bunu, bize gelen çok kıymetli askeri zevat açıkça söylüyor.`

 

Yaaa, işte böyle! Erbakan `ın sözlerini bir kulağından duyup öteki kulağından çıkaranlar, bu sözleri bir daha bir daha okumalılar. Erbakan , değil bu günkü gömlek çıkaranların yaptığı `yıpratma` hareketleri, ordumuz için daima `şanlı ordumuz` deme kibarlığını gösteren bir devlet adamıdır.

 

*

 

İşte 12 Eylül paşalarından Sunalp Paşa `nın Erbakan konusundaki görüşleri:

 

`İrtica Türkiye `de hiçbir zaman rejim açısından tek başına tehlike olmamıştır. Dün de değildi bu gün de değildir . Türkiye `yi asıl tehdit eden tehlike, bölücü unsurlar ve sol örgütlerdir. Başbakan Erbakan ve Partisi rejim açısından bir tehlike olmadığı gibi `toplumu kontrol altında tutacak tek lider` Erbakan `dır. Erbakan eskiden partisinin içindeki aşırı grupları kontrol edemiyordu. Ancak şimdi hepsini bir çatı altında tutabildiği açıkça görülüyor. Erbakan akıllı bir adamdır. Zamana göre davranmış ve başarılı olmuştur.` (Yeni Şafak 18.3.1997) (Bitmiyen Mücadele, Erbakan -Metin Hasırcı )

 

*

 

Liberaller , AB yanlıları, ABD işbirlikçileri, özellikle 28 Şubat`ın Türk milli ordusu tarafından yapıldığını propaganda ediyorlar. Oysa defalarca yazdığım gibi 28 Şubat masonik bir hareketti ve bugünkü Milli Ordumuzla bir alakası yoktu. İşte 28 Şubat`ın kaynağını yeniden hatırlatmak için gene aynı kitaptan, `Metin Hasırcı `nın Bitmeyen Mücadele Erbakan ` kitabından bir bölüm:

 

`Beri yanda ABD `de bir Yahudi kuruluşu olan, JİNSA `Refahyol hükümetini düşürme kararını biz aldırdık` derken o zamanın Kanal 7`sinde gösterilen, Masonlarla ilgili bir belgeselden bahsederek (Türkiye Büyük Mason Locası Üstadı Necip Arıduru`ya gönderilen mektup) Fransa Yüce Mason Konseyi Üstadı Paul Veysel imzasıyla şu öneriler ileri sürülüyordu:

 

`İsrail Yüce Konseyi , bu skandalla ilgili tahkikat yapmaya yetkili tek otorite olan İsrail Yüce Konseyi , olayın müsebbiplerini açıklama, gerekli önlemleri alma, 27 Mart 1997`ye kadar geniş bir tutanak fezlekesi hazırlama görevini bize tevdi etmiştir. Tebliğ tezkeresindeki Refah Partisi yönetimindeki hükümetin cemiyetimize karşı bir tavır koyduğu belirtiliyor, biz de aynı düşünceyi paylaşıyoruz. Türk hükümeti başlangıçtan itibaren dincilerin zorlamalarına boyun eğmiştir.`

 

O yıllarda Milli Gazete `nin de ayınladığı bu mektuptan sonra `gereken` yapılmış ve hükümet `işbirlikçiler` yardımıyla, düşürülmüştür. İşin en acı tarafı, bazı Milli Görüşçü kardeşlerimizin, liberallerin, AB taraftarlarının ve ABD propagandalarının etkisinde kalarak ordumuzu yıpratma hareketlerinde, ayni çizgiyi takibetme eğilimine girmeleridir.

 

2007-07-06 Milli Gazete

    

Reklamlar
Özel Dosya Gündemler kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

6 Temmuz Trabzon Mitinginin Yansımaları

Erbakan: `AKP deli gömleği giymiş` 

Milliyet – DHA –

 

 Erbakan , konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AKP `yi, `At yarışı spikerleri`, `AKP `li demek arka kapıdan kaçan demektir`, `Dişi çıkmamış çocuk` ve `Saman çuvalı` gibi benzetmelerle eleştirdi. SP Genel Başkan Recai Kutan `ın katılmadığı SP `nin Trabzon mitinginde Necmettin Erbakan , yaklaşık 5 bin kişiye hitap etti. Milletvekileri adaylarının kürsüden isimlerinin okunmasının ardından Erbakan `ın elini öpmesi dikkat çekti.

  `Fatiha okumadan namaz kılıyorlar` eleştirisi 

Seçim meydanları Erbakan Hoca `nın inmesiyle renklendi. Trabzon `da düzenlenen Saadet Partisi mitingine katılan eski Genel Başkan Necmettin Erbakan , iktidarı ve muhalefeti kendine özgü diliyle dün topa tuttu. Kendilerini bardaktaki süt, AKP `yi süte benzetilmiş kireç suyu olarak niteleyen Erbakan , `O da beyaz ya. Bunlar sahte Müslüman. Namazı Fatiha okumadan kılıyorlar` dedi. Trabzonlulara `Bugün burada yeniden Yavuz Sultan `ı Mısır fethine, Kanuni `yi de Viyana `ya göndermek için buradayız` diyen Erbakan , Başbakan`a da şöyle seslendi: `AK Parti at yarışı spikerliği yapıyor. Sana ne bunlardan. Sen milli görüş gömleğini çıkardın, deli gömleği giydin` sözleriyle seslendi. AKP ile CHP arasında fark olmadığını söyleyen Erbakan , `Birbirlerinin değirmenlerine su taşıyorlar. Def edin bunları gitsin!

 

Murat ALHAN

 2007-07-07 Akşam Erbakan, Saadet Partisi için miting meydanlarında 

Bir trilyon davasında aldığı cezadan dolayı milletvekili adayı olamayan eski Başbakan Necmettin Erbakan, dün Trabzon`da düzenlenen mitingde Saadet Partisi`ne oy istedi.

 

Saadet Partisi Trabzon İl Başkanlığı `nın düzenlediği `İktidar Yürüyüşü` mitingine katılan Erbakan , AK Parti ile CHP `ye yüklendi. Büyük İsrail projesinin hayata geçirilmesi için işbirlikçilerin işbaşında olduğunu öne süren Erbakan , `Bu Siyonizm işbirlikçilerinin başında AK Parti ile CHP geliyor. Siyonistler AK Parti `yi iktidara getirerek 5 yılda 3 önemli icraat yaptırdı . Bunlar; ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciası.` diye konuştu.

 

Trabzon , Zaman

 Fatih Sultan AKP`li değil SP`liydi! 

SP`nin Trabzon`da düzenlediği mitingde konuşan Necmettin Erbakan AKP`yi topa tuttu

 

SP `nin Trabzon `da düzenlediği mitingde konuşan eski başbakanlardan Necmettin Erbakan , `AKP , dış güçlerin hoşuna gitmek için milli görüş gömleğini çıkarıp deli gömleği giydi` dedi. Erbakan , konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AKP `yi, `At yarışı spikerleri`, `AKP `li demek arka kapıdan kaçan demektir`, `Dişi çıkmamış çocuk`ve `Saman çuvalı` gibi benzetmelerle eleştirdi.

 

Erbakan , `Efsane Başbakan ` ve `Mücahit Erbakan ` sloganlarıyla sık sık kesilen konuşmasında, 22 Temmuz seçimlerinin diğer seçimlerden farklı olduğunu belirterek `Öbür seçimlerde ülkeyi yöneteni seçiyorduk. Ama bu seçim `iyi mi kötü mü idare edileceğiz` seçimi değil, `var mı olacağız, yok mu olacağız?` seçimidir` dedi.

 

`Fındığa az veriliyor`

 

Fındığa az para verildiğini, çayın para etmediğini, insanların aç bırakıldığını kaydeden Erbakan , bunun sadece hükümetin beceriksizliğinden değil, bir planın uygulaması olduğunu ileri sürdü. Erbakan , Türkiye `nin üzerinde büyük oyun oynandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

 

`TV seyretmeyin`

 

AKP `nin kırık plak gibi hep `Ben yapacağım ama cumhurbaşkanı mani oluyor` dediğini vurulayan Erbakan , `Her sene 200 milyar doları siyonistlere verirken cumhurbaşkanı mı emrediyor sana ? Memurlara zam veremezken cumhurbaşkanı mı engel oluyor? Amerika ve İsrail `le harp mi edeceğim diyorsun. Buna lüzum yok, adam ol adam. Senden istenen bu` dedi. Erbakan , eleştirilerini şöyle sürdürddü:

 

`Milli görüş gömleğini çıkardılar deli gömleği giydiler. İşbirlikçi TV `leri izlemeyin. Boş yere sıhhatinizi bozdurmayın. Bir sürü boş laf. AKP de, CHP de siyonistlerin esiri olmuş. Sultan Fatih AKP `li miydi, CHP `li miydi? İkisi de değil, Milli Görüşçüydü, Saadet Partiliydi. Ben onun evladıyım. Ben bu çocuklara zamanında çok tavsiyede bulundum. Şimdi yaptıkları ortada`

 

2007-07-07 Vatan

  AK Parti deli gömleği giydi 

SP `nin Trabzon `da düzenlediği mitingde konuşan eski başbakanlardan Necmettin Erbakan , `AKP , dış güçlerin hoşuna gitmek için milli görüş gömleğini çıkarıp deli gömleği giydi“ dedi.

 

Erbakan , konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AK Parti `yi, `At yarışı spikerleri`, `AKP `li demek arka kapıdan kaçan demektir`, `Dişi çıkmamış çocuk` gibi benzetmelerle eleştirdi.

 

TAŞERON OLMUŞLAR

 

Recai Kutan `ın katılmadığı mitinginde Erbakan , yaklaşık 5 bin kişiye hitap etti. Türkiye `yi 10 yıldır işbirlikçilerin idare ettiğini ve bugün dağılma noktasına getirildiğini kaydeden Erbakan , `Dünya siyonizmi AKP `yi kendi taşeronu olarak yeniden iş başına geçirmek istiyor. Sen milli görüş gömleğini çıkardın, gittin onlara taşeronluk yapıyorsun“ dedi. AK Parti `nin hep `Yapacağım ama Cumhurbaşkanı mani oluyor` dediğini vurulayan Erbakan , `Her sene 200 milyar doları siyonistlere verirken cumhurbaşkanı mı emrediyor sana ? diye konuştu

 

2007-07-07 Bugün

  AKP deli gömleği giydi  

Saadet Partisi `nin (SP ) Trabzon `da düzenlediği mitingde konuşan eski başbakanlardan Necmettin Erbakan , `AKP , dış güçlerin hoşuna gitmek için milli görüş gömleğini çıkarıp deli gömleği giydi` dedi.

 

Erbakan , konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AKP `yi, `At yarışı spikerleri`, `AKP `li demek arka kapıdan kaçan demektir`, `Dişi çıkmamış çocuk` ve `Saman çuvalı` gibi benzetmelerle eleştirdi. Erbakan `Öbür seçimlerde ülkeyi yöneteni seçiyorduk. Ama bu seçim `iyi mi kötü mü idare edileceğiz` seçimi değil, `var mı olacağız, yok mu olacağız?` seçimidir` dedi.

 

2007-07-07 Hürriyet

 Yeniden Büyük Türkiye 

Milli Görüş Lideri Prof . Dr. Necmettin Erbakan , Saadet Partisi `nin Trabzon `da düzenlediği mitinge katıldı. Erbakan , 22 Temmuz seçimlerinin diğer seçimler gibi olmadığını belirterek, `Bu seçim var mı olacağız yok mu olacağız seçimidir` dedi.

 

Trabzon Belediyesi `nin önünde yapılan mitinge on binlerce Karadenizli katıldı. Alanın tıklım tıklım dolduğu mitingde Erbakan `a uzun süre sevgi gösterisi yapıldı. Cuma namazının hemen arkasından yapılan miting, coşkulu ve heyecanlı bir şekilde geçti. Miting alanında sık sık `Mücahit Erbakan , Başbakan Erbakan , Efsane Başbakan `, `Türkiye seninle gurur duyuyor`, `Saadet gelecek zulüm bitecek` şeklinde sloganlar atıldı. On binlerin sevgi gösterisi altında miting alanına giren Erbakan , tarihi bir konuşma yaptı. On binlerce Karadenizli Erbakan `ın konuşmasını pür dikkat dinledi.

 

Milli Görüş Lideri ve 54`üncü Hükümetin Başbakanı Prof . Dr. Necmettin Erbakan , işbirlikçi politikalar sonrasında Türkiye `nin kaybettiği kaynakları bir bir açıklarken, AKP hükümetine de önemli mesajlar verdi. Küfrün tek millet olduğunu ve aynı merkezden yönetildiğini hatırlatan Erbakan , `Doğru teşhis olmadan tedavi olmaz. İslam medeniyeti 11 asır boyunca dünyanın saadeti için çalışmıştır. Ancak dünyamız maalesef şimdilerde bir ifsat düzeni içine sürüklenmiştir. Bizler bu şanlı ecdadın evlatları olarak ırkçı emperyalizme karşı saadet dünyasını yeniden kurmalıyız` ifadelerini kullandı.

 

ALİ CURA / TRABZON

 

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin Başbakanı Prof . Dr. Necmettin Erbakan , Saadet Partisi `nin Trabzon `da düzenlediği mitinge katıldı.

 

Trabzon Belediyesi `nin önünde yapılan mitinge onbinlerce Karadenizli katıldı. Alanın tıklım tıklım dolduğu mitingde Erbakan `a uzun süre sevgi gösterisi yapıldı. Cuma namazının hemen arkasından yapılan miting, coşkulu ve heyecanlı bir şekilde geçti. Miting alanında sık sık `Mücahit Erbakan `, `Türkiye seninle gurur duyuyor`, `Saadet gelecek zulüm bitecek` şeklinde sloganlar atıldı. Onbinlerin sevgi gösterisi altında miting alanına giren Erbakan , tarihi bir konuşma yaptı. Onbinlerce Karadenizli Erbakan `ın konuşmasını pür dikkat dinledi.

 

Erbakan `ın tarihi konuşmasından önce programı tertipleyen Saadet Partisi Trabzon İl Başkanı Selçuk Özderya bir açılış konuşması yaptı. Saadet Partisi Trabzon Milletvekili adayları adına da Genel İdare Kurulu Üyesi ve Trabzon Milletvekili Adayı Şeref Malkoç katılanlara hitap etti. Saadet Partisi Genel Sekreteri Suat Pamukçu `nun da katıldığı mitinge Saadet Partili Belediye Başkanları da iştirak etti. Araklı Belediye Başkanı Ümit İsmail Çebioğlu, Yeşilyalı Belediye Başkanı Hüseyin Fidan , Beşköy Belediye Başkanı Mustafa Doğan , Ballıca Belediye Başkanı Hasan Çakır ve Kendirli Belediye Başkanı Salih Uzun da miting alanında hazır bulundu.

 

Daha sonra kürsüden tek tek Saadet Partisi `nin Trabzon milletvekili adayları tanıtıldı. Adaylar tek tek halkı selamladılar. Adayların tanıtımından sonra Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin Başbakanı Prof . Dr. Necmettin Erbakan konuşmasına başladı. Milli Görüş Lideri Prof . Dr. Necmettin Erbakan , Trabzon `da meydanları hınca hınç dolduran Trabzonlulara teşekkür ederek başladığı konuşmasında 22 Temmuz`da yapılacak seçimlerin önemine dikkat çekti. `Sultan Selim `i yeniden Mısır `ın fethine göndermek için, Kanuni Sultan Süleyman `ı Viyana `yı yeniden kuşatmaya göndermek için Saadet Partisi `ni iktidara getireceksiniz. Onları gönderenlerin iman ve coşkusunu görüyorum bu meydanlarda` diyen Erbakan ,  `bu seçim iyi mi idare edeceğiz, kötü mü idare edeceğiz seçimi değil. Var olma yok olma seçimidir` dedi. Hak ve batıl mücadelesinden örnekler veren Erbakan , batılın gece gündüz demeden büyük planını uygulamak için çalıştığını kaydetti. O planın da büyük İsrail `i kurmak olduğunu söyleyen Erbakan , bu gerçeğin çok iyi bilinmesini istedi.

 

Irkçı emperyalizmin para ve insan gücünü kullanarak dünya hakimiyetini eline geçirmeye çalıştığını vurgulayan Erbakan , dünyada 200 tane devlet bulunmadığını, ABD ve Avrupa `nın siyonizmin kontrolünde olduğunu söyledi. Siyonizm `i yürüyen bir timsaha benzeten Erbakan , şöyle konuştu: `İslam alemini yutmak için 20`nci haçlı seferlerini başlattılar. Afganistan `da başladı. Irak `ı aldı. Hizbullah `a yenildiler. `Bizim emrimizde AKP var. Onlar eliyle Hizbullah `ın silahsızlandırırız` diyerek Türk askerlerini İsrail `e değil Lübnan `a gönderdiler. Hizbullah `ı silahtan tecrit edecekler, Yahudiler elini kolunu sallayarak sınırımıza gelsin, manevi işgali maddi işgalle tamamlasın diye`

 

22 Temmuz `un bu açıdan önemli olduğunu söyleyen Erbakan , tarihten örnekler verdi. `Tarihte ne zaman sıkışsak hep Milli Görüş `e sarıldık ve lider olduk ` diyen Erbakan , Trabzonlulara `20`nci Haçlı Seferine hayır demek için, yok olmamak için, köle değil lider olmak için, yaşanabilir bir Türkiye için, yeniden büyük Türkiye için ve yeni bir dünya için` oyunuzu Saadet Partisi `ne vereceksiniz` dedi.

 

22 Temmuz `un Türkiye `nin ırkçı emperyalistlerin oyunundan kurtulma günü olduğunu dile getiren Erbakan , 22 Temmuz `un Sultan Selim `in Mısır `ı fethetmesi ve Kanuni Sultan Süleyman `ın Viyana `yı kuşatmasıyla aynı manaya geldiğini vurguladı.

 

Siyonizmin Türkiye üzerinde oyunundan örnekler veren Erbakan , `Fındığa para vermediler, çaya para vermediler. Niye bu insanlar aç-işsiz kalsın diye. Bu bir beceriksizlik değil. Planlı bir oyunun parçası. Türkiye `yi bölüp parçalamak için bunu vermediler` tepkisinde bulundu.

 

`Ey Trabzonlu kardeşlerim bu gerçeği görün` diye seslenen Erbakan , AKP `nin 5 yıl içinde ekonomik yıkım,  manevi tahribat ve dış politika faciasını gerçekleştirdiğini söyledi. Ekonomiyi IMF `ye teslim ederek, kuzuyu kurda teslim ettiğini dile getiren Erbakan , `Milli Görüş gömleğini çıkararak Yahudiye taşeronluk yapıyorlar` eleştirisinde bulundu.

 

AKP ile CHP `nin bir birlerinden farkı bulunmadığına dikkat çeken Erbakan , `Bunlar her ikisi de IMF `ci , faizci, AB `ci yani her ikisi de ırkçı emperyalizme hizmet ediyor` dedi.  Saadet Partisi var iken batıla hizmet eden partilere oy verilmemesi gerektiğini belirten Erbakan , `Yahudi insanımızı kandırıyor. Milletimizin Saadet Partisi `ne oy vermemesi için `Oyunuzu AKP `ye verin` diyor. Bunlar da imam hatipli. Bunlar da namaz kılıyor diyor. Neden kendi planlarını gerçekleştirmek için AKP `nin iktidara gelmesi gerekiyor da onun için. Horoz dövüşü yaptırarak insanlarımızı kandırıyorlar` şeklinde konuştu.

 

AKP ve CHP `nin her ikisinin de Siyonizmin partisi olduğuna dikkat çeken Erbakan , halkın 22 Temmuz`da bunları defedeceğini söyledi.  Ülke kaynaklarının her yıl faiz olarak ırkçı emperyalizme verildiğini dile getiren Erbakan , bu rakamın da 200 milyar dolar olduğunu kaydetti. AKP `nin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer `i bahane ettiğini hatırlatan Erbakan , `Irkçı emperyalizme 200 milyar doları vermenizi Sezer mi istiyor. Memura işçiye vermezken cumhurbaşkanı mı engel oluyor?` dedi.

 

AKP döneminde fındık ve çayın para etmediğini hatırlatan Erbakan , `Koca Karadeniz neyle geçinecek? Yeni fabrika yapmamışsın. Kendi rakamlarınıza göre 6 milyon işsiz var. 15 milyon aç var, 50 milyon fakir var. Sizin döneminizde dolar milyarderi 4 taneden 26`ya çıktı. Hani siz ezilenlerin partisiydiniz?` diye konuştu.

 

AKP `nin milleti aldatmaya devam ettiğini vurgulayan Erbakan , `Halkın içine girdiklerinde bizim Saadet Partisi `nden bir farkımız yok diyorlar. AKP `yi de Erbakan kurdu, Erbakan ne büyük adam hem bizi hem Saadet Partisini kontrol ediyor` diyorlar. Neden halkımızı kandırmak için` eleştirisinde bulundu.

 

Manevi tahribatın tamamlanması için AKP döneminde 16 tane imam hatip lisesinin kapandığını söyleyen Erbakan , bir ülkenin gücünün paradan ve insan gücünden değil maneviyattan geldiğini belirtti. Maneviyat olmadan hiçbir şeyi başarmanın mümkün olmadığını kaydeden Erbakan , `Sultan Fatih de Milli Görüşçüydü. Milli Görüş , şehidi şehit yapan, gaziyi gazi yapan manadır` dedi.

 

Refahyol döneminden örnekler veren Erbakan , o dönemde yeni vergi getirmeden, borç para almadan bütçeye ek 30 milyar dolar eklediklerini ifade etti. Bunun sonucunda halkın yüzünün güldüğünü dile getiren Erbakan , yeniden bunları yapmak için Saadet Partisi `nin iktidara geleceğini kaydetti.

 

Dış politikadaki faciaya da dikkat çeken Erbakan , `Çürümüş AB kapısının önünde bekliyorlar. Bizi kapının önüne bağlayın diyorlar. Kendi tarihlerini, medeniyetlerini unutmuşlar. Kıbrıs `ı verdiler. AB medeniyetinin temeli Hıristiyanlıktır ` diye konuştu.

 

 

Seçimlere sadece iki parti girdiğini anımsatan Erbakan , `Milli Görüş ve diğerleri` dedi. Milli Görüş `ün temsilcisi Saadet Partisi `nin dışındaki partilerin birbirinden hiçbir farkının bulunmadığını yineleyen Erbakan , `Hepsi bu düzenin bekçisi, ağacın kökü çürümüş yaprağının tozunu almaya çalışıyor. Buna da IMF izin vermez. Verse bile ağacın kökü çürük, ey dişi çıkmamış çocuk! Kimi aldatıyorsun!` dedi.

 

Mitingin açılış konuşmasını Trabzon İl Başkanı Selçuk Özderya , Saadet Partisi `nin 22 Temmuz`da iktidara geleceğini belirterek, meydandaki coşkunun bunun habercisi olduğunu kaydetti.

 

Saadet Partisi Trabzon Milletvekili adayları adına da Genel İdare Kurulu Üyesi ve Trabzon Milletvekili Adayı Şeref Malkoç katılanlara hitap etti. AKP `yi sert bir dille eleştiren Malkoç , `Bu milletten hangi yüzle oy istiyorsunuz? Bu milletten ancak helallik istersiniz. Çay fındık üreticisi perişan edildi. İşsiz Erbakan `ı bekliyor` dedi.

 

2007-07-07 Milli Gazete

  Erbakan `dan zarf geldi 

MİLLİYET `te Fikret Bila yazdı: Necmettin Erbakan , Abdüllatif Şener `in randevu istediğini, önümüzdeki günlerde görüşeceğini söylüyor. Şener `in yakınları, randevu isteğinin kesinlikle söz konusu olmadığını açıkladı. Anlaşılan o ki, Erbakan Hoca Şener `e zarf attı, eğer istiyorsa görüşebilecekleri mesajını yolladı. Peki AKP `den aday olmayan Şener , Saadet `e geçer mi? `Giderse genel başkan seçilir` yorumlarına rağmen iddia ediyoruz ki, Şener Saadet `e gitmez.

 

2007-07-07 Hürriyet

   Oy atmak cehenneme bilet almaksa biz yandık 

Abdullah Gül `e, bir dönem birlikte siyaset yaptığı Necmettin Erbakan `ın, `AKP `ye oy vermek, cehenneme bilet almaktır.` şeklindeki sözleri de soruldu. Abdullah Gül , bir süre durdu ve ardından, `Oy atmak öyleyse… Adaylar olarak o zaman biz ne yapalım? Biz mahvolduk. Ne yapalım biz?` dedi.

 

2007-07-07 Zaman

 İşgale izin vermeyeceğiz 

Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan , Saadet Partisi `nin Trabzon mitinginde 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti `nin iktidara gelmesi halinde Yahudilerin Türkiye `nin kapısına dayanacağını iddia etti. Bu seçimin var olmak ya da yok olmak seçimi olduğunu belirterek, şunları söyledi: `Asırlardır bu ülkenin evladı olarak bu tehlikelerle karşılaştık. Ancak `Milli Görüş `e, inancımıza sarıldık. Allah `ın yardımıyla yeniden haritalar meydana getirdik. Tarihte sıkıştığımız zaman hep `Milli Görüş `e sarıldık ve yeniden yeryüzünün hakimi olduk . `Sizi gelip işgal edeceğiz` demelerine karşın bu meydanları dolduruyorsunuz. Hayır, biz buna müsaade etmeyeceğiz.`

 

TRABZON

 

2007-07-07 Yeni Şafak

 AKP icraatlarını saydı: Yıkım, tahribat ve facia 

Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan , Saadet Partisi `nin Trabzon `da düzenlediği mitingde, AK Parti `nin üç icraat yaptığını savunarak, `Bunlardan birincisi ekonomik yıkım, ikincisi manevi tahribat, üçüncüsü ise dış politika faciasıdır“ dedi. Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan da yaptığı basıhn toplantısında partisinin seçim beyannamesini açıkladı. Eğitimi sil baştan ele alacaklarını söyleyen Kutan , `Bu 8 yıllık kesintisiz, zorunlu, çağ dışı eğitim uygulamasını mutlaka ortadan kaldıracağız. Üniversitelerimizdeki kışla düzenini kılık kıyafet zulmünü ortadan kaldıracağız` dedi.

 

2007-07-07 Sabah

 Erbakan : Var olmak ya da yok olmak 

Kapatılan Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Saadet Partisi`nin Trbazon mitinginde seslendi. Erbakan`ın hedefinde AK Parti iktidarının yanında CHP de vardı.

 

Kapatılan Refah Partisi (RP ) Genel Başkanı Necmettin Erbakan , 22 Temmuz seçimlerini, geçen seçimlerin aksine var olmaya ya da yok olmaya karar verileceği çok önemli bir seçim olarak nitelendirdi.

 

Erbakan , Saadet Partisi `nin (SP ) Trabzon Belediyesi önünde düzenlediği mitingde Trabzonlular `a seslendi. Miting alanına otomobille gelen Erbakan , konuşmasını da oturarak yaptı. SP Trabzon milletvekili adaylarıyla beraber halkı selamlayan Erbakan , konuşmasında iktidara yüklendi. Türkiye `nin üzerinde büyük oyunların oynandığını, iktidarın da bilerek ya da bilmeyerek bunlara alet olduğunu ileri süren Erbakan , `AK Parti 4.5 yıllık iktidarında üç şey yaptı; ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciası. Bu sebeple 22 Temmuz `daki seçimler, daha önceki seçimlerden farklı olacaktır. Geçen seçimlerde vatandaş daha mı iyi, yoksa daha mı kötü yönetileceğine karar veriyordu. 22 Temmuz `da ise var mı olacağız, yoksa yok mu olacağız, buna karar vereceğiz` dedi.

 

İktidarın yanı sıra ana muhalefet CHP `ye de yüklenen Erbakan , SP dışındaki bütün partilerin birbirinin aynısı olduğunu savundu. Karadeniz Bölgesi `nin temel geçim kaynakları olan çay ve fındığın para etmediğini ve üreticinin perişan olduğunu söyleyen Erbakan , ülkede 15 milyon insanın aç , 50 milyon insanın da fakir olduğunu iddia etti.

 

Milli Görüş `ün iktidarda olduğu yıllarda çok başarılı çalışmalar yapıldığını, halka, ülkeye büyük hizmetler gerçekleştirildiğini belirten Erbakan , Türkiye `nin bu dönemde kendi öz kaynaklarıyla çok önemli gelişmeler kaydettiğini, Milli Görüş `ün iktidara gelmesi halinde aynı başarılı çalışmaların tekrar yapılacağını vurgulayarak, alanı dolduranlardan seçime kadar gece gündüz çalışmaları için söz aldı.

 

İHA

 

2007-07-06 Haber7

   `AKP`ye oy veren cehenneme gider` sözüne `Gül`dü 

Bakan Gül, Erbakan`ın `AK Parti`ye oy veren cehenneme gider` sözlerine ne cevap verdi?

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül `e NTV `de katıldığı bir programda `Eski Başbakan Erbakan `AK Parti `ye oy veren cehenneme gider` sözleri hakkında ne düşündüğü soruldu. Bakan Gül , uzun süre gülümsedikten sonra `Oy verenler Cehenneme gidecekse, aday olan bizler yandık` diye espri yaptı.

 

Geçtiğimiz günlerde Flash TV `deki Seçim Kulübü programına katılan eski Başbakan Necmettin Erbakan , 22 Temmuz `da yapılacak seçimlerde AK Parti `ye o verenlerin `cehenneme bilet almış gibi` olacağını söylemişti.

 

YENİ ŞAFAK İNTERNET

 

2007-07-06 Yeni Şafak

  Erbakan: AKP`ye oy, siyonizme oydur 

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan, `AKP`ye oy vermek, siyonizme oy vermek demektir. ‘Köle olmak istiyorum` demektir” dedi.

 

ANKARA – Necnettin Erbakan , Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi `nce (ESAM ) Bilkent Otel `de düzenlenen Türkiye Konferansları toplantısında yaptığı konuşmada, Türk halkının 22 Temmuz `da `var olma-yok olma” seçimi yapacağını savundu .Irkçı emperyalist güçlerin Türkiye `yi bölmek için mutlaka AK Parti `yi işbaşına getirmeye çalıştıklarını ileri süren Erbakan , `Nasıl bu seçimler Çanakkale Savaşı kadar önemliyse, onlar da adeta ‘bu seçimlerde Çanakkale `yi geçeceğiz` diyorlar” diye konuştu.

 

AK Parti `nin, görevde bulunduğu 4.5 yıl içinde Türkiye `ye `ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciası” yaşattığını öne süren Erbakan , şunları kaydetti:

 

`ATA BİNMEYE KALKTI, ONDA DA DÜŞTÜ ”

 

`Herşeyi yıktınız, mahvettiniz. Hala ne yüzle karşımıza geliyorsunuz? Meydanlarda ne konuşuyorsun. Sen daha dişi çıkmamış çocuk gibisin. AKP `nin 5 yıldır yaptıkları beceriksizlik değil. Zaten kendileri yapmıyor. IMF yapıyor. Bunlar at spikeri olarak konuşuyorlar. Atın üzerinde IMF var. Bir defa ata binmeye çalıştı, onda da attan düştü.

 

AKP işbaşına gelir gelmez ne yaptı? Kendi eliyle ekonomiyi IMF `ye teslim etti. Her sene 200 milyar dolar dışarıya aktarılıyor. Sadece 40 milyar dolar değil ödenen faiz. Bu paralardan ırkçı emperyalizm faydalanıyor. AKP `ye oy vermek, siyonizme oy vermek demektir. ‘Köle olmak istiyorum` demektir.”

 

`SANDALYE HEVESLİSİ ÇOCUKLAR GİBİ…”

 

AK Parti iktidarından önce Türkiye `de 4 tane dolar milyarderi bulunduğunu, AK Parti iktidara geldikten sonra bu rakamın 26`ya çıktığını ifade eden Erbakan , `Bunların serveti 75 milyonun gelirinden fazla. Ama ben AKP `ye kabahat bulmuyorum. Hani 23 Nisan `da çocukları koltuklara oturturlar ya. Sandalye hevesi vardı çocuğun. Bulmuşlar, oturtmuşlar” diye konuştu.

 

Şu anda Türkiye `nin iflas etmiş durumda olduğunu savunan Erbakan , AK Parti `ye en büyük iyiliğin AK Parti `yi seçmemek olduğunu kaydetti.

 

AK Parti `nin buna karşın meydanlarda halkı aldatmaya çalıştığını iddia eden Erbakan , `Bir tüccar iflas etmiş, iflasını duyurmak için kokteyl veriyor. AKP `nin yaptığı budur” dedi.

 

2007-07-06 NTV-MSNBC

 `AKP de CHP de Yahudi partisi` 

Kapatılan Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan, Saadet Partisi`nin Trbazon mitinginde seslendi. Erbakan`ın hedefinde AK Parti ile birlikte CHP de vardı.

 

SP `nin Trabzon `da düzenlediği mitingde konuşan eski başbakanlardan Necmettin Erbakan , `AKP , dış güçlerin hoşuna gitmek için milli görüş gömleğini çıkarıp deli gömleği giydi“ dedi. Erbakan , konuşmasında Başbakan Erdoğan ve AKP `yi, `At yarışı spikerleri`, `AKP `li demek arka kapıdan kaçan demektir`, `Dişi çıkmamış çocuk` ve `Saman çuvalı` gibi benzetmelerle eleştirdi.

 

SP Genel Başkan Recai Kutan `ın katılmadığı SP `nin Trabzon mitinginde Necmettin Erbakan , yaklaşık 5 bin kişiye hitap etti. Otomobille kürsünün önüne kadar gelen ve korumalarının yardımıyla basamakları çıkarak, kendisi için hazırlanan masaya oturan Erbakan `a küçük kızlar çiçek verdi. İstiklal Marşı `nın söylenirken, müziğin kesik kesik gelmesi sonucu marşın sadece bir kıtası okunabildi. Ardından, SP `nin Trabzon milletvekili adayları tanıtıldı. Bu arada ismi okunan milletvekili adayının vatandaşı selamlamasının ardından Erbakan `ın elini öpmesi dikkat çekti.

 

Necmettin Erbakan , `Efsane Başbakan ` ve `Mücahit Erbakan ` sloganlarıyla sık sık kesilen konuşmasında, 22 Temmuz seçimlerinin diğer seçimlerden farklı olduğunu belirterek `Öbür seçimlerde ülkeyi yöneteni seçiyorduk. Ama bu seçim `iyi mi kötü mü idare edileceğiz` seçimi değil, `var mı olacağız, yok mu olacağız?` seçimidir“ dedi.

 

Türkiye `yi 10 yıldır işbirlikçilerin idare ettiğini ve bugün dağılma noktasına getirildiğini kaydeden Erbakan , `Dünya siyonizmi AKP `yi kendi taşeronu olarak yeniden iş başına geçirmek istiyor. 22 Temmuz `da AKP seçilirse, Hizbullah `la savaşacaklar, sonra İsrail kapımıza dayanacak ve Anadolu `yu işgal etmek için tüm güçlerini kullanacak. 22 Tmmuz`a köleleşmeye hayır sömürülmeye hayır diyeceğiz“ diye konuştu.

 

Fındığa az para verildiğini, çayın para etmediğini, insanların aç bırakıldığını kaydeden Erbakan , bunun sadece hükümetin beceriksizliğinden değil, bir planın uygulaması olduğunu ileri sürdü. Erbakan , Türkiye `nin üzerinde büyük oyun oynandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

 

`Büyük İsrail kurulmak isteniyor. 20`nci haçlı seferini ilan etmişler. RP `yi hükümetten uzaklaştırıp, işbirlikçilerini getirdiler. Tam işbirlikçi olarak da AKP `yi getirerek ülkeyi yok etme planını adım adım uyguluyorlar. AKP 5 yıl içinde, ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciası meydana getirmiştir. Ekonomide Türkiye `yi IMF `ye teslim etti. Kurda kuzu teslim ettiler yani.“

 

AT YARIŞI SPİKERİ GİBİ

 

Necmettin Erbakan , AKP `yi olayları uzaktan seyredip anlatan at yarışı spikerlerine benzeterek, `AKP at yarışı spikerliği yapıyor. Uzaktan sadece, `beyaz at koştu, döviz arttı, para değeri arttı ` diyor. Sana ne bunlardan. IMF yapıyor hepsini“ dedi.

 

Erdoğan ve hükümete `Sen milli görüş gömleğini çıkardın, gittin onlara taşeronluk yapıyorsun, onlara uşak olmuşsun“ diyen Erbakan , sözlerini şöyle sürdürdü:`SP bir bardağın içindeki süttür. Yahudiler , millet Saadet `i seçmesin diye, şimdi gelmiş bardağa kireç suyu koymuş, kandırıyorlar. Sağa vereceksen AKP `ye, sola vereceksen CHP ` ye ver diyorlar. Bre ırkçılar, bunların ikisi de senin partin. Kime yutturuyorsun. CHP limanlar, havalimanları verilirken itiraz etti mi? Halk Partisi de AB `ci , Amerikancı değil mi? Ne farkları var bunların yahu. Defedin şunları defedin, defedin.“

 

`SİZDE O MAYA YOK“

 

AKP `nin kırık plak gibi hep `Ben yapacağım ama cumhurbaşkanı mani oluyor` dediğini vurulayan Erbakan , `Her sene 200 milyar doları siyonistlere verirken cumhurbaşkanı mı emrediyor sana ? Memurlara zam veremezken cumhurbaşkanı mı engel oluyor? Amerika ve İsrail `le harp mi edeceğim diyorsun. Buna lüzum yok, adam ol adam. Senden istenen bu“ dedi. Erbakan , eleştirilerini şöyle sürdürddü:

 

`Milli görüş gömleğini çıkardılar deli gömleği giydiler. İşbirlikçi TV `leri izlemeyin. Boş yere sıhhatinizi bozdurmayın. Bir sürü boş laf. AKP de, CHP de siyonistlerin esiri olmuş. Sultan Fatih AKP `li miydi, CHP `li miydi? İkisi de değil, Milli Görüşçüydü, Saadet Partiliydi. Ben onun evladıyım. Ben bu çocuklara zamanında çok tavsiyede bulundum. Şimdi yaptıkları ortada. Biz bunları yaparız demeyin. Nasılsa su ve un var, ekmek yaparız demeyin . Ekmek için bir de maya lazım maya . Sizde o maya yok. AKP `li demek arka kapıdan kaçanlar demek. Biz bunları öğretirken 30 seneden beri bir türlü gerçekleri öğrenmemişler. Yahu siz deli misiniz? Ne arıyorsunuz bu Avrupa `nın arkasında. AB ile müzakereleri başlattılar diye Kızılay `da fişek attılar. Şimdi ağzına bile alamıyor.

 

Dediler ki, `Seni kapının önüne bağlayacağız.` Tırstı. Pıstı oturdu. En kısa zamanda Kızılay Meydanı `nda İslam birliğinin fişeklerini atacağız.“ Necmettin Erbakan , Başbakan Erdoğan `a yüklenirken, `Dişi çıkmamış çocuk. Bu ağacın kökü çürük, sen diyorsun ki yaprağını temizleyeceğiz. Saman çuvalı. Kimi aldatıyorsun, sende maneviyat yok. Afişler asmışlar sağa sola. İflasını gizlemek için kokteyl veren işadamına benziyorlar. Neyin oyunu istiyorsun daha yahu? Hadi oradan“ dedi.

 

Milliyet

 

2007-07-06

    

Özel Dosya Gündemler kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

28 Haziran OKUNASILAR

Öncelikle çok önemli bir belgeyi okumanızı önerebilirim. CIA, dün binlerce sayfadan oluşan gizli belgelerin üzerindeki gizliliği kaldırarak ilk kez halka açıkladı. Bunlar arasında Türkiye’yi ilgilendiren sırlar da var… Bunlardan en önemlileri ERBAKAN ve REFAH PARTİSİ ile alakalı belgelerdi. Bunları VATAN Gazetesinden Ruşen ÇAKIR bugün yazdı. Aşağıdadır.

Yine çok ilginç bir haber daha. Pew Araştırma Merkezi tarafından 46 ülke ve Filistin topraklarında yapılan kamuoyu araştırmasına göre Türkler, Filistinlilerden bile daha çok Amerika’lılardan nefret ediyorlar. Çok ilginç ve o da aşağıda.

Son olarak bugün Milli Gazete’de Mustafa KURDAŞ yazdı. Zaman gazetesinin kelimenin tam anlamı ile yaptığı bir ahlaksızlık. Aslında bunu sadece ZAMAN’a indirgememek lazım. Sonuçta birileri SP yi “görmemeyi” her nedense özellikle istiyor.

Hayırlısı.

CIA’nın gizli Türkiye raporu 

 CIA’nın belgelerinde Özal ve Erbakan ile ilgili şaşırtan ifadeler var. İşte gizli dosya; 

CIA, dün binlerce sayfadan oluşan gizli belgelerin üzerindeki gizliliği kaldırarak ilk kez halka açıkladı. Bunlar arasında Türkiye’yi ilgilendiren sırlar da var… Türkiye raporları Amerika’nın Türkiye’ye bakışı konusunda çok önemli ipuçları veriyor. Yüzlerce sayfadan oluşan dokümanlar arasında Türkiye için en ilgi çekenlerden biri, 1990 yılında dönemin ABD Başkanı George H. Bush’a (Baba Bush) iletilmek üzere hazırlanan “İslami Fundamentalizm” raporunun Türkiye bölümü ABD istihbaratının Türkiye’de siyasal İslam’ın yükselişini yıllar önce öngördüğünü ortaya koyuyor. İşte rapordan çarpıcı ifadeler:

* Türkiye’de Anayasa, İslami partilerin şeriatı desteklemesini yasaklıyor. Ancak dindar Müslümanlar olan Özal ve birçok bakanı İslam’ı politik kazanç için kullanıyor. Laik kesim olan aydınlar, ordu, batılılaşmış aileler küçük bir grup olmalarına rağmen Türk toplumunda büyük bir role sahipler. Dini temel alan partiler en büyük yükselişi gerçekleştirdikleri 1974 seçimlerinde bile yüzde 10’luk barajı aşabilmiş değil.

* Ancak buna rağmen Türkiye’de siyasi İslam yükseliyor. Özal ve destekçileri İslam’ın bir geriye dönüş olmadığını, dini özgürlüklerin aynı zamanda ifade özgürlüğü olduğunu ve ahlaki değerlerin korunmasını sağladığını belirtiyor. Laik kesim ise Özal ve destekçilerinin gizli bir hedefi olan radikaller olduğunu ileri sürüyor.

Erbakan’a yaradı

* Körfez Krizi Türkiye’deki küçük ve radikallerin hakimiyetindeki ve şu anda mecliste temsil edilmeyen Refah Partisi’ne daha fazla yandaş toplamak ve Türk politikalarında daha fazla rol oynamak için fırsat verdi. Birçok Türk, Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşı çıkıyor. Ancak Refah Partisi Amerika’nın müdahalesi ve Suudiler’in bunu kabulüne sert bir şekilde karşı çıktı. Eğer Özal’ın batıya olan desteği geri teper, ve müzakere edilmiş bir anlaşma sonrasında Türkiye daha güçlü ve öç almak isteyen bir Saddam ile karşı karşıya kalırsa Refah Partisi Anavatan’dan meclise girebilecek kadar oy çalabilir.
* Türkiye’nin yüzde 98’i Müslüman olmasına rağmen ibadet eden Müslümanlar’ın oranı yüzde 40. Bu kişilerin yüzde 75’i Cuma namazlarına gidiyor ve domuz eti yemiyor. Ilımlı İslami kuralların Türk yaşam tarzına yerleşmesini istiyor. Radikal dinciler ise nüfusun muhtemelen yüzde 10’undan azını temsil ediyor.

İran ve Suriye teröristleri salar

* Türkler’in genel özelliği, kriz zamanlarında genelde hükümetin arkasında durmaktır. Dini görüşleri ne olursa olsun Türkler, Türk Ordusu’nun Körfez’de askeri varlığına karşı çıkıyor.
Bu da “Yurtta Barış Dünyada Barış” felsefesinin bir ürünü.

* Anavatan Partisi’nin şu anki düşük destek oranları dikkate alındığında Körfez krizi olmasaydı bile Refah Partisi’nin meclise girmesi beklenebilir. Körfez Krizi de Refah’ın oylarını yükseltmiştir. İslam ve Milliyetçi unsurları bir araya getiren Erbakan’a bazı milliyetçi kesim de destekliyor.
* Eğer Anavatan seçimlerden iktidar çıkmazsa Erbakan koalisyonda yer alabilir. AB’ye üyeliğe ve İsrail’e karşı çıktığı, İslami ortak pazar kurulmasını istediği için ABD’nin Türkiye’yi batı ekseninde tutma çabalarına zarar verebilir.

* Eğer Türkiye’nin de desteğiyle Saddam’a karşı batı dünyası bir zafer kazanabilirse bu Özal’ın oy oranını, dindar ve laik kesim arasındaki desteğini yükseltecektir. Bu şekilde Türkiye dünyada bir oyuncu haline gelecektir. Ancak bu gibi bir durumda da Türkiye’de Suriye ve İran’dan kaynaklanan İslami terörizm artışı beklenebilir.

‘Kürt sorunu RP’yi dağıtabilir’

CIA’nın hazırladığı bir başka rapor ise 1996 tarihini taşıyor ve dönemin başkanı Bill Clinton’a sunulmuş. Günlük bir istihbarat brifinginin parçası olarak hazırlanan bu rapordaki ifadeler ise şöyle:Türkiye’deki basın haberlerine bakıldığında

Türkler’in çoğunun Kuzey Irak’ta olup bitenler konusunda terörle mücadele ve olası bir göçmen akını dışındakilerle ilgilenmediği görülüyor. Türkiye’nin burada düzeni kurup, PKK’nın burayı terör saldırıları için bir üs olarak kullanmasını engellemesine destek veriyorlar. Son dönemde oldukça sessiz olan Başbakan Erbakan, bu bölgenin ordu için önemini biliyor. Refah’ın büyük çoğunluğunun da PKK’nın en büyük karşıtlarından olduğu biliniyor. Ancak Refah’ın Kürt kanadı eğer Ankara Kürt bölgesinin Bağdat’ın kontrolüne verilmesi stratejisini desteklerse protesto edip partiden bile ayrılabilir. Bu da Refah’ın dağılmasına yol açar.

REFAH PARTİSİ’NİN OYLARI
RP(FP/99)
1986: %5.5
1987: %7.2
1991: %16.9
1995: %21.4
1999: %15.4

(Haber: Ruşer Çakır/Vatan)    

Türkler ABD’den nefret ediyor

 28 Haziran 2007 Seveni az sevmeyeni çok. Filistinliler bile ABD’ye daha fazla olumlu bakıyor. ABD’nin dış politikasından ve başkan George W. Bush’tan hoşnutsuzluğun, gerek müttefikler arasında gerekse tüm dünyada giderek azaldığı tespit edildi. Türkiye’de ABD’ye olumlu bakanların oranı ise yüzde 9. Pew Araştırma Merkezi tarafından 46 ülke ve Filistin topraklarında yapılan kamuoyu araştırmasına göre, Irak ve Afganistan savaşı ve ABD’nin dünya çapındaki terörle mücadele çabalarına destek 2002’den beri giderek azaldı.

ABD’ye destek İngiltere’de, 2002’de yüzde 75 iken şimdi yüzde 51’e ,Almanya’da yüzde 60’tan yüzde 30’a, Meksika’da yüzde 64’ten yüzde 56’ya düştü.

Filistin’de bile yüzde 13

ABD’nin itibarı Rusya, Endenozya, Kanada, Çin ve Hindistan’da da azaldı. Türkiye’de halkın yalnızca yüzde 9’nun ABD’ye olumlu baktığı, bunun da araştırma kapsamındaki ülkeler arasında en düşük oran olduğu kaydedildi.

Buna göre Filistin’de ABD’ye destek yüzde 13, Pakistan’da yüzde 15 ve Ürdün’de yüzde 20. Bush’un itibarının azaldığının göstergelerinden birinin de, müttefikler İngiltere, Almanya ve Kanada’nın bile Bush’a dış politika alanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den daha az güvenmeleri olduğu belirtildi.

“ABD Irak’tan çekilmeli”

Yoklamaya göre, araştırma kapsamındaki ülkelerden İsrail, Gana, Nijerya ve Kenya dışında tümünde insanların çoğunluğu ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesini istiyor.

Halkların çoğunluğu, ABD’nin, dış politika belirlerken kendilerinin çıkarlarını gözetmediğini ve ABD’nin zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farklılığın daha da büyümesine katkıda bulunduğunu düşünüyor.                 

Zaman Gazetesi hangi anketi nasıl çarpıttı?

Mustafa KURDAŞ – YILMAZ Başkent Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi… Sonar gibi, Anar gibi bir araştırma kuruluşu. Her ay düzenli olarak anket yapıyor. En son Haziran 2007 sonuçlarını açıkladı.İlginç olan da bundan sonra başladı. Zaman Gazetesi anket sonuçlarına yer veren bir haberi önceki gün manşetine taşıdı. Haberde Başkent Araştırma’nın söz konusu bu anketine yer verdi. Ama  çok ilginç bir tuhaflığa imza atarak. Başkent Araştırma’nın anketlerinde görünen bir parti, gazete yönetimi tarafından grafikten çıkarılmıştı. Yerine tam tersine anket sonuçlarında görünmeyen bir parti konmuştu. Daha açık anlatalım. Başkent’in yaptığı ve kendi web sayfasında da yayınlanan ankette Saadet Partisi en yüksek oy alacak ilk 5 parti arasında görünüyordu. Ve anket sadece ilk 5’dekilere yer vermişti. İlk 5’in içinde yer almadığı için de Genç Parti yoktu. Başkent Araştırma’nın bu son anketine bakarken, gözümüz birden Zaman Gazetesi’ne ilişti. Anket sonuçlarını manşet yapmıştı. Merak edip ona da baktık. Ama o da ne! Zaman Gazetesi’nin yayınladığı haberde,  tam bir hokus pokus yapılmıştı. Başkent Araştırma’nın yayınladığı anketteki ilk 5, Zaman Gazetesi’nde değişivermiş. Saadet Partisi ilk 5’den çıkarılmış. Yerine Başkent Araştırma’nın anketinde görünmemesine rağmen Genç Parti konuluvermiş. Gerçekten anlamak zor; adamlar uğraşmış anket yapmış, sen kalkıyorsun bunu kendi kafana göre değiştiriyorsun. Saadet Partisi’ni çıkarıyor, yerine Genç Parti’yi koyuyorsun. Bir kere bu, anketi yapan firmaya saygısızlık olmaz mı? Yapılmış bir anketi, araştırmayı kafana göre değiştiremezsin ki..Peki bu niye yapılır? Saadet Partisi’ni çıkarıp, yerine Genç Parti’yi koyarak yapılmak istenen nedir? Bunu hangi akıl, hangi izan, hangi insafla açıklayabiliriz? Saadet Partisi’ni görünce, gazetecilik ahlakını bir kenara bırakacak kadar niye dudakları uçukluyor bunların?Ne ilginç ki; Zaman’ın sözkonusu manşet haberi; “Anketlerdeki uçurum güveni sarsıyor” başlığını taşıyordu. Zaman bu başlıkla anketlerin güvenini sorgulamaya çalışıyor?

Peki ya bu durumda Zaman’ın gazeteciliğine olan güven ne olacak!

Okunasılar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

24 Haziran OKUNASILAR’I

 

Türkiye, yönünü doğuya çevirdi 
(Middle East Times , 21 Haziran 2007)
Türkiye son yıllarda, yönünü Mustafa Kemal tarafından kurulan temel ilkelerden çevirmiş durumda ve giderek Ortadoğu politikalarına dahil olmaya başlıyor. Avrupa Güvenliği RAND Corp`ta yönetici olan F. Stephen Larrabee, `Türkiye şu anda Ortadoğu`da önemli bir aktör olarak yükseliyor.` diye yazıyor Foreign Affairs dergisinin temmuz/ağustos sayısında.Aslında, Larrabee `nin de işaret ettiği gibi, Ankara son yirmi yılda ilişkilerinin gergin olduğu İran ve Suriye ile yakın bağlar kurdu . Ek olarak, Başbakan Erdoğan hükümeti, Türkiye `nin çok daha yakın bağları bulunduğu İsrail `e zarar veren, Filistin meselesinde cana yakın bir bakış açısı benimsedi. Soğuk Savaş sonrasındaki jeopolitik değişimle Türkiye `nin dikkatlerini doğuya doğru çevirmesine neden oldu. Larrabee , Soğuk Savaş boyunca Türkiye `nin güvenliğine en büyük tehdidin Sovyetler Birliği `nden geldiğini anlatıyor ve ekliyor: `Soğuk Savaş sonrasındaki değişimler, Türkiye `nin güvenliğine yönelik tehditleri değiştirdi .` 

Bugün, Türkiye daha karmaşık tehditlerle karşı karşıya. Bunların başında, Kürt ayrılıkçılığı, Irak `taki mezhepsel çatışma, İran `ın yükselişi ve İslam Cumhuriyeti `nin nükleer bir güç olma arzusu, Lübnan `ın parçalanması, özellikle de Suriye ve İran ile yakın bağları olan grupların ellerinde. Türkiye `nin bir dönem hakim olduğu yerlerdeki yeni çıkarları rastlantısal değil. Zamanlama olarak da, Fransa `da Nicolas Sarkozy `nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, Avrupa Birliği ile üyelik ihtimalinin her geçen gün uzaklaştığı Batı ile ilişkilerinin bozulduğu bir döneme rastlamaktadır. Ve, 2003 yılındaki ABD `nin Irak işgalinden bu yana Washington ile ilişkiler yoğun bir baskı altına girdi. 2006 yılında, German Marshall Fonu tarafından yapılan bir kamuoyu yoklaması, Türklerin yüzde 81`inin Bush yönetiminin uluslararası politikaları ele alış biçimini onaylamadığını ortaya koydu. 

Türkiye `yi Ortadoğu politikaları girdabına daha derinden iten katalizör, 2003 yılındaki Irak işgaliydi. Ankara , Amerika `nın Irak işgalinin kendi topraklarından başlamasına karşı çıktı ve Türkiye `nin güney sınırında sağlanan istikrarın ortadan kaybolabileceğinden, Kürtlerin hareket alanının genişleyebileceğinden endişe ediyordu. Müdahaleyle birlikte, Türk liderliğinin en korktuğu şey başına geldi. Birincisi, Irak uluslararası terörizmin yuvasına dönüştü. İkincisi, İran `ın bölgedeki nüfuzu artmaya devam ediyor. Üçüncüsü, belki de Türkiye için en kötü olanı, Iraklı Kürtlerin bağımsızlık kazanması ki bu eğilim Ankara `da kendi Kürtlerinin bağımsızlık tutkularını ateşleyeceği korkusunu artırıyor. Türk-İran -Suriye yakınlaşmasını sağlayan nedenlerden biri de, bu ülkelerin Kürt meselesi kaygısını paylaşmaları. Bu hükümetlerden hiçbiri, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını görmek istemiyor ve bunun kendi Kürt nüfuslarındaki milliyetçi hisleri körükleyeceğinden korkuyor. 

Ancak, Ankara ve Tahran arasında kurulan yeni dostluğa rağmen, Türkiye İran `ın nükleer silah geliştirme isteğinden aşırı derecede endişe duyuyor. Ve, İran nükleer kapasitesini geliştirmeyi başarırsa Türkiye karşı önlemler almak zorunda kalacaktır. Larrabee `ye göre Türkiye `nin üç seçeneği var. Birincisi, Türkiye , Birleşik Devletler ve İsrail ile ortak füze savunma işbirliğine girebilir. İkincisi, askeri kapasitesini güçlendirebilir, buna orta menzilli füzeler de dahil. Üçüncüsü de, kendi nükleer programını geliştirmesi ki Türkiye bunu son çare olarak görmektedir. Tüm bunlardan sonra, Washington Türkiye `nin Ortadoğu ile dostluğunun onun Batı ile ilişkilerinde büyük bir zarara yol açacağı endişesi taşıyor. 

(Middle East Times , 21 Haziran 2007)

Osmanlı da senaryolarla çalışırdı AVNİ ÖZGÜREL  

Kanuni`nin 1529 Viyana seferine ilişkin gravürde, karargahtaki değerlendirme toplantısı yansıtılıyor. Büyük devlet demek yenilmez, yıkılmaz devlet demek değil aslında. Büyük devlet demek, bir gelecek tasarımı olan, harekete geçmeden önce her olasılığı göz önüne alan ve hepsine göre siyaset üretebilen devlet demek. Osmanlı yönetimi da yıkılana kadar bunu yaptı…

Cem `den Lozan `a 

Lozan anlaşması imzalanırken (yukarıda) Ankara sürekli olarak Musul konusunda senaryolara göre çözüm arıyordu. Cem Sultan `ın (yanda) Batı`ya sığınması, İstanbul `da Bayezid `in uykularını kaçıran bir meseleydi. Bayezid , aklına bir ihtimal geldiğine, tartışmak için kurmaylarını yataklardan kaldırırdı. 

Hudson Enstitüsü `nde yapılan ve Batılıların `workshop ` diye tanımladığı türden bir çalışma geçtiğimiz hafta Türkiye gündemini işgal etti. Tafsilatını anlatmaya gerek yok Türkiye `den bazı askeri görevlilerin de katıldığı kapalı toplantıda davetliler PKK terörünün sıçrama yaptığı varsayımına dayanan hayali bir senaryo üzerinde olası siyasi ve askeri seçenekleri tartışmışlar. 

Batı`da sık sık yapılan bir çalışma bu. 

Ve abartılacak bir yanı yok. Washington siyaset planlamasını yaparken ülkelerin/ grupların çeşitli durumlarda tepkilerinin ne olacağını öğrenmek ihtiyacıyla bu tarz workshop `lardan yararlanıyor. 

Ecevit `li bir toplantı 

Türkiye `de 12 Eylül darbesinden sonra siyasi faaliyetin serbest bırakılması ümidinin doğduğu günlerde rahmetli Bülent Ecevit `in de iştirak ettiği bir senaryo çalışması olmuştu. Amerika demokratik sürecin yeniden işlemeye başlayacağı Türkiye `de kimin yanında olması gerektiği konusunda netleşme ihtiyacındaydı. Ve muhtemeldir ki desteklenecek siyasetçinin Ecevit olup olamayacağı konusunda somut işaretler görmek istiyordu. 1991`de Milliyet `e yaptığı açıklamada yaşadığı deneyimi şöyle anlatıyordu Ecevit : 

`12 Eylül askeri müdahale döneminde, yurtdışına çıkma yasağım kaldırıldıktan kısa bir süre sonra, ilginç bir televizyon programına katılmam için çağrı aldım. İngiliz Grenada televizyonu ile Amerikan CBS televizyonlarının ortaklaşa düzenledikleri ve yayımladıkları bu programda dünya gerçeklerini andıran, fakat hayal ürünü durumlar, önceden geniş bir uzman kadronun katılımıyla ayrıntılı birer senaryo olarak hazırlanıyordu. Televizyon programına katılanlar da aralarında tartışa tartışa bu senaryoları geliştirip bazı çözümlere ulaşıyorlardı. Benim katıldığım tartışma hayali bir ada devletiyle ilgiliydi. Senaryoya göre bu ada devleti zalim bir diktatör tarafından yönetilmekteydi. ABD ve İngiltere kendi çıkarlarına sadakatle hizmet ettiği için bu diktatörü destekliyorlardı. Fakat ada devletinin halkından yükselen muhalefet ve tepki o kadar ileri ölçülere varmıştı ki, ABD ve İngiltere sonunda diktatörün devrilmesine razı olmuş ve bunun için gerekenleri yapmışlardı. Yine senaryoya göre bu diktatörün yerine, Amerikan ve İngiliz tertibiyle bir başka lider getirilmişti. Fakat o lider de bir süre sonra fazlasıyla Moskova yanlısı bir tutum izlemeye başlamıştı. Bu yüzden ABD ve İngiltere ondan da kurtulmaya karar vermiş ve gereğini yapmışlardı. Fakat yerine kim geçecekti? İşte senaryonun bundan sonrasını geliştirme işlevi, programa katılan tartışmacılara bırakılıyordu. Tartışmaya katılanlar arasında, ABD ve İngiltere `nin bazı önde gelen devlet adamları ve komutanları yer alıyordu. General (Alexander ) Haig, eski CIA başkanlarından biri ve o sırada FBI başkanı daha sonra CIA başkanı olan Webster de bulunuyordu. Almanya `dan da birkaç önde gelen politikacı vardı. Bunların dışında bir eski İtalyan devlet adamı ve Türkiye `den ben vardım. 

Sıra hayali ada devletine yeni bir lider aramaya geldiğinde, tartışmanın yöneticisi Amerikalı profesör, tartışmacılara bir kopya verdi: Ada devletinde bir köşeye çekilmiş fakat halk arasında saygınlığı olan bir sosyal demokrat lider var, onun iktidara gelmesini düşünmez misiniz, dedi. Amerikalı ve İngiliz tartışmacılar bu çözüme hemen sarıldılar. Fakat köşesine çekilmiş o sosyal demokrat politikacı devletin başına nasıl gelecekti? Amerikalılar dediler ki: `Onun kolayı var… Eski diktatör bizim adamımız olduğuna göre, bu ada devletinin silahlı kuvvetlerinde de bizim hatırımızı kırmayacak yakın dostlarımız var demektir. Onlara söyleriz, sosyal demokrat politikacıyı iktidara getirmenin bir yolunu bulurlar.` İngilizler de, Almanlar da bu çözümü hemen benimsediler. Ben, o zamana kadar, tartışmaya hiç katılmamıştım. Bazıları yıllarca dünyanın kaderini etkilemiş Amerikalı ve İngiliz politikacıların, devlet adamlarının, komutanların bir yabancı ülkeyle, bir yabancı ülkenin içişleriyle ilgili sorunlara nasıl yaklaştıklarını kendi ağızlarından dinlemek son derece ilginç ve şaşırtıcı idi. Hele son önerilen çözüm şaşkınlığımı büsbütün artırmıştı. Tartışmayı yöneten Amerikalı profesör birdenbire bana döndü ve `Mr . Ecevit , diyelim ki o sosyal demokrat lider sizsiniz. Amerikalıların önerdiği çözümü kabul eder misiniz` diye sordu. Hiç duraksamadan şu yanıtı verdim: `Dostumuz ve müttefikimiz de olsalar, bazı yabancı devletlerin içişlerimize böylesine karışmalarını ve silahlı kuvvetlerimizle böylesine içli dışlı olmalarını içime sindiremem. Onun için, bu çözümü kesinlikle kabul edemem. Kendi girişimimle ve serbest seçimlerle halkın desteğini alarak iktidara gelebilirsem gelirim , başka türlüsünü düşünemem bile.` Tartışma hayali bir senaryo ile ilgili olduğu halde, benim o yanıtımdan sonra adeta ciddi bir müzakereye ve çekişmeye dönüştü. Bir yandan Amerikalılar bir yandan da İngilizler beni ikna etmek için uzun uzadıya dil döktüler. Nihayet, tartışmaya hararetle katılan eski dostum bir İngiliz muhafazakar milletvekili bana çıkıştı: `Görüyor musun bize yaptığını, senin direnmen yüzünden bu devlet sorununa bir çözüm bulamıyoruz` dedi. Son olarak tartışma yöneticisi General Haig`e dönerek `Ecevit kabul etmemekte direniyor, bu durumda ne yapacaksınız?` diye sordu. General Haig şu yanıtı verdi: `Bizim bu gibi konularda deneyimimiz vardır. Ecevit istemese de biz uygun gördüğümüz çözümü uygulatmanın yolunu buluruz` dedi.` 
 

Sonucu biliyorsunuz. ABD `nin bu program sonrası `Bülent Ecevit `ten bize yar olmaz` hükmüne vardığını söylemek gerekir mi? 
 

Hudson Enstitüsü `ndeki toplantıda da sanırım Amerikalılar Talabani `nin oğlunu tartışma masasına kattıklarına göre farklı durumlarda Kuzey Irak ve PKK konusunda herkesin tavrının ne olacağını öğrenmişlerdir. Ve şüphem yok ki TSK mensupları siyasetin kararı ne olursa olsun Ankara `nın gözden çıkaramayacağı hiçbir şey olmadığını anlatmışlardır. 
 

Osmanlı senaryoları 

Osmanlı saltanatı bir bakıma senaryoya dayalı öngörü planlamaları demek. Üstelik bu çalışmalar Osmanlı İmparatorluğu `nun sadece zirvede olduğu asırlarda değil yıkılış sürecinde de başvurduğu `oyun`lardır ve Cumhuriyet yıllarında da devam etmiştir. Harp Oyunu`nun askeri tatbikattan farkı siyasi hedef içeren bir senaryoya dayalı olmasıdır. Örneğin Cem Sultan `ın Batı`ya sığındığı süreçte İstanbul `da Sultan Bayezid `in huzurunda yapılmıştır olasılık tartışmaları. 

İstanbul kuşatmasından önce de Fatih `in böylesi bir çalışma yaptığını biliyoruz. Fiziki ortamda bir hesap hatası olup olmadığını anlamak için 2. Mehmet kılık değiştirerek surların dibine kadar gelmiş ve gözlem yapmıştır. Ayrıca netice almak için her duruma uygun hazırlık yapmak maksadıyla Bizanslı bazı kişiler de huzura getirilerek Doğu Roma `nın direnme ve vazgeçme sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Silivri `deki Rum köyleri çevresinde bahaneler icat edilerek çıkarılan çatışmaların gerisinde yatan düşünce Bizans `ın tepkilerini ölçmektir. 

Sonraki asırlarda da özellikle Kanuni döneminde yapılan şura toplantıları neredeyse bir kısmı komplo teorisine varan senaryo tartışmalarına sahnedir. Avrupa söz konusu olduğunda Balkan prenslerinin sadarete davet edilmesinin sebebi, Hıristiyan dünyasının duyarlılıklarını ve tepkilerini değerlendirmekte onların daha ehliyet sahibi olacakları düşüncesidir. Osmanlı Eflak -Boğdan (Romanya ) seferine nasıl Prusya ve Macaristan `ın tepkisinin ne olabileceğini ölçüp tarttıktan sonra karar vermişse Viyana `ya yönelirken de Avrupa siyasi tablosunu bizzat Batılıların okumasına itibar ederek dikkate almıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa `nın hatası bütün olasılıkları hesap ettiği halde Kırım Hanı `nın ihanet edebileceği ve cephenin bu nedenle çökebileceği ihtimali üzerine plan yapmamış olmaktır. 

Keza Abdülhamid`in `dehası ` dediğimiz şey, imparatorluğu ayakta tutmaya matuf `senaryo` üretmek ve her senaryoya göre önceden hazırlanan siyasi tavrı uygulamaya sokmaktan öte bir şey değildir . Osmanlı Devleti 2. Abdülhamid dönemini bu sayede asgari zararla kapatmayı başarmıştır. 

Ve nihayet imparatorluğun yıkılmakta olduğunun idrakindeki Osmanlı `nın kontrollü çözülme planının tatbiki için kurulmuş örgüttür Teşkilat -ı Mahsusa . Amaç Osmanlı hakimiyetindeki her gayri-Türk unsura bağımsızlık vermek, ama hepsinin yönetimine Batıya hasım Osmanlı `ya dost kadroların gelmesini sağlamaktır. Teşkilat -ı Mahsusa istihbarat örgütü gibi sunulsa da gerçek çehresi budur. Bağımsızlık savaşları, direnişler örgütler; siyasi kadrolar oluşturur, ihtilal planlar. Hatta yeri gelir `devlet` kurar. Batı Trakya Devleti, Kars Şura Devleti vs… 

Türkiye Cumhuriyeti bu konuda Atatürk `ün sağlığında iki temel konuda yoğun çalışma yaptı. İlki Musul konusundadır. Lozan `ta İngilizlerin Ankara `ya Musul yerine Süleymaniye `yi teklif etmeleri üzerine yürütülen beyin fırtınası ilginçtir. Daha sonra Hatay gündeme geldiğinde tartışmalar Ankara `da Çankaya Köşkü `nde yapılmış, Atatürk yabancıların özellikle de ister gazeteci ister tüccar olsunlar Fransızların görüşlerini almayı önemsemiştir.  

2007-06-24 Radikal 

 

Amerikan ve İsrail Planlarına Karşı Olduğumuz İçin Milli Görüş’ün Yanındayız!

Nurettin ŞİRİN

Nurettin ŞİRİN, geçtiğimiz gün yazdığı yazı nedeni ile çok sayıda tebrik kadar eleştiri yağmuru ile de uğraşmak zorunda kaldı. Bunun üzerine bu yazıyı kaleme aldı.

http://www.kudusyolu.com/yazi.php?dil=tr&yzr=15&id=563

Okunasılar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AKP`ye neden artık İslamcı denilemez?

AKP`ye neden artık İslamcı denilemez?

 

AKP`ye `Müslüman demokrat` ya da `İslamcı demokrat` gibi tanımlar da yanlış. AKP`nin demokratlığını tam olarak kanıtlayabilmesi için zamana ihtiyacı var

 

03.04.2007 Ruşen Çakır – VATAN

 

Washington `daki 22-23 Mart tarihlerinde Georgetown Üniversitesi `nde `Günümüzde İslamcı Siyasetler` başlıklı uluslararası bir konferans düzenlendi. Ben de `İslamcılıktan Muhafazakar Demokratlığa: Türkiye `de AKP Olayı` başlıklı bir konuşma yaptım. Özetle, AKP `ye artık İslamcı dememizin mümkün olmadığını, ama `Müslüman demokrat`, `İslamcı demokrat` gibi tanımların da yanlış olacağını, çünkü AKP `nin demokratlığını tam olarak kanıtlayabilmesi için zamana ihtiyaç olduğunu söyledim.

 

Konferans boyunca Lübnan , Filistin , Fas , Suudi Arabistan , Tunus gibi Arap ülkelerindeki İslami hareketler üzerine sunuşları dinlerken AKP `nin İslamcılıktan çoktan istifa etmiş olduğuna bir kez daha kani oldum.

 

Öncelikle dış politika

 

Türkiye `de İslamcılık denince akla başörtüsü, İmam Hatip Liseleri (İHL ), Kuran kursları gibi sorunlu konular geliyor. Kimileri AKP `nin başörtüsüne hiç el atmamasını, İHL ve kurslar konusundaysa beceriksiz çıkmasını İslamcılığı bırakmış olmasıyla izah etmeye çalışırken, bazıları da AKP `lilerin `takiyye` yaptıklarına, uygun bir zamanda ülkeyi yukardan aşağıya İslamileştireceklerine inanıyor.

 

Tabii ki bu konular önemli ama İslamcılık bunlardan ibaret değil. Örneğin siyasal anlamda İslamcılık söz konusu olunca ilk akla gelen dış politikadır. Necmettin Erbakan `ın başbakanlığını düşünelim. İlk resmi gezisini İran `a yapmış, yaklaşık bir yılda hiçbir Batı ülkesini ziyaret etmemişti. Bir de Recep Tayyip Erdoğan `a bakalım: 2.5 yıldır ABD `deyim, kendisini iki kez Washington , iki kez New York , bir kez de Sun Valley `de gördüm. Erdoğan kuşkusuz Doğu `ya, İslam ülkelerine de çok gitti ama önceliğin Batı `da olduğu aşikar. Dün RP `nin alamet-i farikası `Hıristiyan kulübü` dediği AB `ye karşı çıkmasıydı, bugün AKP aynı AB `yi `cumhuriyetten sonra en büyük medeniyet projesi` olarak ana hedef haline getirdi.

 

AKP `nin dış politikası başlıbaşına tartışmalı bir konu. Hamas ziyareti gibi İslamcı damarının öne çıktığı anlar da var, İslamcı hareketlerin hemen hepsinin kuşkuyla baktığı, hiçbir istikbali olmayan Büyük Ortadoğu Projesi `ne dört elle sarılmalar da. Suudi Kralı bile Irak `taki Amerikan varlığına `yasadışı işgal` diye isyan bayrağını çekerken Erdoğan `keşke tezkere geçseydi` diyerek işgalde aktif yer almamış olmaya hayıflanabiliyor. Halbuki aynı Erdoğan Felluce `de Amerikan askerlerinin öldürdüğü direnişçilere `şehit` diyebilmişti.

 

Daha fazla uzatmanın pek anlamı yok, çünkü sanıldığının aksine İslamcılık siyasi olmaktan ziyade toplumsal, kültürel ve ekonomik bir olgudur. Örneğin Filistin `de Hamas , Mısır `da Müslüman Kardeşler , Lübnan `da Hizbullah , Pakistan `da Cemaat-i İslami `yi kuran aydınlar, farklı İslami cemaatlerin oluşturduğu toplumsal bir zeminden yükseldiler, kısa sürede kendi dayanışma ağlarını yarattılar ve bunların aracılığıyla geniş kitlelere ulaştılar. Bugün de bu hareketleri esas güçlü kılan bu zengin toplumsal faaliyetleridir.

 

İslamcılığın toplumsal zemini

 

Bizde de yakın bir zamana kadar böyleydi, ancak 28 Şubat süreciyle birlikte bu İslami toplumsal zemin geniş ölçüde tahrip oldu. Bu mirası geniş bir şekilde kullanan AKP ise, iktidar sarhoşluğu içerisinde arkasına bakmadan yol aldı . Sonuçta AKP kitleselleştikçe İslamcılık marjinalleşti.

 

İslami hareket için olmazsa olmaz üç olguya, İslami cemaatler, İslamcı aydınlar ve toplumsal dayanışma ağlarına bakacak olursak şu tablolarla karşılaşıyoruz:

 

İslami cemaatler: 1980 ortalarından itibaren önde gelen cemaatler alabildiğine dışa açıldılar, siyasileştiler, ekonomik faaliyetlere aşırı önem verip şirketleştiler. Öyle oldu ki tarikat şeyhleri holding yönetim kurulu başkanlarına dönüştü. 28 Şubat altlarındaki halıyı çekince bunların büyük kısmı dağıldı, etkisizleşti. Dün geniş bir şekilde ele aldığımız gibi, Fethullah Gülen cemaatiyse bu krizden istifade edip alabildiğine güçlendi. AKP hükümeti ve TSK `ya ek olarak başlıbaşına bir iktidar odağı haline geldi.

 

AKP hükümeti, bazı sembolik destekler dışında cemaatlerin önünü açacak hamleler yapmadı, böyle bir ihtiyaç da hissetmedi. Hatta AKP döneminde daha çağdaş, sivil ve dinamik bir yapıya dönüşen Diyanet , cemaatlerin hareket sahasını büyük ölçüde kısıtladı.

 

İslamcı aydınlar: 1994 yerel seçimlerinin ardından İslamcı aydınların bir bölümü RP `li belediyelerde danışman olarak çalışmaya başlamışlardı. Refahyol hükümetinde bu kadrolaşma kısmen devam etti, AKP hükümetiyle de zirveye çıktı.

 

Çok basit bir örnek: Ülkenin iki önemli özerk kurumundan RTÜK `ün başında Nakşibendi geleneğinden gazeteci Zahid Akman , TMSF `nin başındaysa ünlü Selefi aydınlardan Said Ertürk `ün oğlu iktisatçı Ahmet Ertürk var. Oğul Ertürk Muhammed Esed `in Kuran tefsirinin iki çevirmeninden de biridir. Sonuçta İslam düşüncesinin iki zıt ekolünden (tasavvuf ve Selefilik ) gelen Akman ve Ertürk sistemin zirvesinde buluşuverdiler.

 

İslamcı aydınların bir kısmı milletvekili, bakan , belediye başkanı, bürokrat olurken, bir bölümünün de sık sık onlarla iş yapan girişimcilere dönüştüklerini görüyoruz. Herkes o kadar iş güç derdine ve tüketime düşmüş durumda ki, 1980-90`lı yılların zengin kültür hayatından, örneğin canlı kitap ve dergi piyasasından eser yok. Geriye birkaç internet sitesi, tv kanalı, gazete ve buralarda gündelik olayları değerlendiren gazeteciler kalıyor.

 

AKP `nin tek başına iktidarı, İslamcı aydınların en büyük silahı olan muhalifliklerine de büyük ölçüde son verdi. Neyse ki hükümet olmak tüm sistemi kontrol altına almak anlamına gelmediği için diğer iktidar odaklarını (örneğin orduyu, büyük medyayı) eleştirerek durumu bir ölçüde kurtarabiliyorlar. Ama bunu da İslamcılığın bildiğimiz kavram ve kalıplarından değil, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi evrensel değerlerden hareketle yapıyorlar.

 

Toplumsal dayanışma ağları: Georgetown `daki konferansta Boston Üniversitesi `nden Jenny White `ın 1990`larda Refah Partili kadınların oluşturduğu ağları ele alan konuşması bana nostaljik anlar yaşattı. Sahiden az zamanda ne çok şey değişmiş!

 

RP ile AKP `nin farkı

 

Eskiden RP `liler , özellikle de kadınlar, karınca gibi çalışır, kapı kapı dolaşıp propaganda yaparlardı. Düğünlerde, sünnetlerde, hastanelerde, cenazelerde onları görürdünüz. Ziynetlerini partilerine bağışlar, dişlerinden tırnaklarından artırdıklarını muhtaçlara dağıtır, böylelikle davalarına hizmet etmiş olmanın huzurunu yaşarlardı.

 

Şimdi de AKP , gerek belediyeler, gerekse hükümet aracılığıyla çok sayıda insana yiyecek, giyecek, yakacak yardımı yapıyor ; en anbasitinden Ramazan aylarında, iftar çadırlarında binlerce kişi karnını doyuruyor. Ama arada çok büyük farklar var:

 

1) Artık partili inanmış militanlarının yerini belediye görevlileri, devlet memurları ya da taşeron şirket çalışanları almış durumda.

 

2) Artık masraflar cepten çıkmıyor. Dağıtılan, ya vatandaştan toplanmış olan vergilerdir ya da bazı şirketlerin yaptıkları bağışlar. Tabii bu şirketlerin önemli bir kısmı AKP `li belediyelerle veya hükümetle iş görüyor.

 

Dün İslamcı bir dava vardı, insanlar fedakarlıkta yarışırdı. Şimdiyse veren az, alan çok. Çok kişi iktidarın musluklarından testisini daha fazla doldurabilmek için çırpınıyor.

 

Bütün bunların sonucunda AKP `ye İslamcı demek mümkün olamıyor.

 

Haber: Ruşen ÇAKIR

 

2007-04-03 Vatan

Özel Dosya Gündemler kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Büyük Piyalepaşa Kur’an Kursu mu yıkıldı sadece?

http://www.okunasilar.wordpress.com


Erdoğan`ın semtindeki Kuran kursu yıkıldı

Kuran Kursu Yardım Derneği üyeleri ve mahalle halkı sabah saatlerinde Piyalepaşa Camii önünde toplandı. Yıkımda çok sayıda Çevik Kuvvet polisi görev yaptı. FOTOĞRAF: MUTLU BOZDAĞ

RADİKAL – İSTANBUL – Kasımpaşa `da, Piyalepaşa Camisi `nin avlusundaki Büyük Piyale Kuran Kursu `nun yıkımı için gelen polis ve zabıtayla kursun bağlı olduğu dernek üyeleri arasında çatışma çıktı. Tarihi Piyalepaşa Camisi `nin avlusunda 1959`da inşa edilen gecekondu vasfındaki üç katlı bina için İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu yıkım kararı verdi. Kuran Kursu Yardım Derneği üyeleri ve mahalle halkı , binayı yıktırmamak için cami çevresinde toplandı. Buldozerin önünde oturan eylemcilere polis gazla müdahale etti. Cami avlusunda toplanan grup polise taş attı. Yıkım öğleden sonra tamamlanabildi. Dernek avukatı Ömer Çiğil, kararın hukuksuz olduğunu öne sürdü. Tayyip Erdoğan `ın burada eğitim gördüğünü, babasının yapımında katkısı olduğunu belirten Çiğil, yıkımı Başbakan `ın istediğini iddia etti. Dernek üyeleri binaya `Tayyip beyin emriyle yıkılacak Kuran kursuna hoşgeldiniz ` yazılı pankart astı .Yazdır

2007-04-04 Radikal

 4 darbenin yıkmadığı kursu AKP iktidarı yıktı

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, Kur’an Kursu’nun yıkılmasına sert tepki göstererek, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı ile Cumhuriyet Savcısı Ünal Arık’ın yıkımın hukuksuz olduğuna ilişkin resmi tutanağını gösterdi.
1961 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Beyoğlu Müftülüğü’nün izin verdiği Kasımpaşa Büyük Piyale Kur’an Kursu’nun o günden bu yana faaliyetlerine devam ettiğini söyleyen Yülek, binanın 1966 yılında çıkarılan gecekondu önleme yasasından önce yapıldığını da vurguladı.

ANKARA BÜROSU

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, Tayyip Erdoğan’ın ders aldığı Kur’an kursunun onun Başbakanlığı döneminde İstanbul Büyükşehir ekipleri tarafından yıkılmasına sert tepki göstererek, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı ile Cumhuriyet Savcısı Ünal Arık’ın yıkımın hukuksuz olduğuna ilişkin resmi tutanağının ‘bu işin zorbalıkla ve hukuksuz bir şekilde’ yapıldığını gösterdiğine işaret etti.
Parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında yıkımdaki hukuksuzluğun belgelerini açıklayan Ertan Yülek, “Acaristanbul ve Büyük Kulüp’e gücü yetmeyenler, 48 yıllık bir Kur’an kursunu yıktılar” dedi. 1959 yılında inşaatı tamamlanan ve 1961 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı Beyoğlu Müftülüğü’nün izin verdiği Kasımpaşa Büyük Piyale Kur’an Kursu’nun o günden bu yana faaliyetlerine devam ettiğini söyleyen Yülek, binanın 1966 yılında çıkarılan gecekondu önleme yasasından önce yapıldığını da vurguladı.
“1959’dan bu yana Türkiye’de 4 ihtilal oldu. 10’dan fazla hükümet ve koalisyon geçti. Bütün İslami yurtların ve kursların kontrol altına alınmak istendiği 28 Şubat sürecinde 10 binlerce kurs kapatıldı. Ama bu Kur’an kursu kapatılmadı. Bu çok önemli bir hadise” diyen Yülek, “Ne yazık ki, Kasımpaşa’da büyüyen, bu kursta feyz alan Sayın Erdoğan’ın başbakanlığı ve AKP iktidarı döneminde yıkıldı” diye konuştu.
Acaristanbul villalarının yıkımının mahkeme kararı gerekçe gösterilerek durdurulduğunu hatırlatan Yülek, yine denize bakan Büyük Kulüp’e ise mahkemelerin yıkım kararına rağmen dokunulamadığını kaydetti. Yülek, “İşgal güçlerinin dahi yapmadığını bu hükümetin yapması hayret verici bir durumdur” dedi.
Van’daki Akdamar Kilisesi’nin milletten toplanan vergilerle restore edildiğine işaret eden Yülek, “Kilise, müze olarak ortaya konuluyor. Urfa ve Hatay’da dinler bahçesi açılıyor. Bütün bunlar yapılırken, diyalog furyası başlıyor. Acaba bu iş, diyalogculara verilen bir diyet midir? Meşruiyetini dışarıda arayan AKP’nin dış güçlere ve hristiyanlara karşı bir diyet midir?” diye sordu.
Hükümetin ve İstanbul Büyükşehir’in kursu hukuksuz olarak yıktığını vurgulayan Yülek, “Tam bir zorbalık içerisinde yıkmıştır” dedi. Bunu da İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına dayandıran Yülek, mahkemenin yıkımın gerçekleştirilmesine ilişkin yapılan başvuru üzerine 3 Nisan 2007 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdiğini kaydetti.
Yine kursun yıkılacağı şayiaları üzerine yöneticilerin Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunduğunu belirten Yülek, Cumhuriyet Savcısı Ünal Arık’ın yaptığı yasal girişimler sonucunda tutulan tutanağın, bu yıkımın hukuksuz yapıldığına başka bir delil olduğunu vurguladı.
Yülek, “Kurs yöneticileri, yıkım için gelenlere elimizde mahkeme kararı var diyorlar. Durdurulmayınca, yöneticiler savcılığa gidiyorlar. Bir zabıt tutturuyorlar. Bu zabıtta, savcının “Beyoğlu Emniyet Müdürü yıkımın hukuksuz olduğunu söylüyor. Bunun suçu vardır, cezası vardır” demesine rağmen yıkıma devam ediliyor. Yine savcının yıkım ekibi müdürü ile görüşmek istemesine rağmen onun telefonuna çıkmıyor. İşte size bir hukuksuzluk abidesi. İşte size bir zorbalık hadisesi” diye konuştu.
AKP yöneticileri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerini de eleştiren Yülek, “Sizin geldiğiniz yer belli. İnançlarınız belli. Siz belli bir mevkiye gelmekle, geçmişinizi inkar edemezsiniz. Gömleği çıkarsanız da, inancınızı inkar edemezsiniz. Hâlâ bu yolda ısrar ediyorsanız, öbür dünya vardır. Allah vardır. Attığınız adımı geri çekin ve o binayı yeniden yapıp insanlara teslim edin” dedi.

 

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=44322

 

Yıkımı görenler gözyaşlarını tutamadı
Kur’an kursu yıkan AKP’ye öfke büyük

Mahkeme’nin yıkımı durdurma kararına rağmen yerle bir edilen Büyük Piyale Kur’an Kursu’nun yıkımına vatandaşlar büyük tepki gösterdi. Kursun yıkılışını gözyaşlarıyla izleyen vatandaşlar, Dinler Bahçesi ve kiliselerin devlet eliyle açıldığı bir dönemde Kur’an kursunun yıkılmasını kınadı.
Hükümete tepkilerini gazetemize aktaran vatandaşlar, Büyük Kulüp’ün kaçak olduğu mahkeme kararları ile tescillenmiş Güneşlenme Terasını yıkamayan AKP Hükümetinin, 48 yıllık Kursu yerle bir ederek kendi kuyusunu kazdığını kaydettiler.

HABER MERKEZİ / İSTANBUL

Mahkeme’nin yıkımı durdurma kararına rağmen yerle bir edilen Büyük Piyale Kur’an Kursu’nun yıkımına vatandaşlar büyük tepki gösterdi. Önceki akşam haber programlarında kursun yıkılışını gözyaşlarıyla izleyen vatandaşlar, Dinler Bahçesi ve kiliselerin devlet eliyle açıldığı bir dönemde Kur’an kursunun yıkılmasına öfkeli.
Önceki gün kalabalık bir şekilde Büyük Piyale Kur’an Kursu’nu yıkmaya gelen ekipler, vatandaşların direnişiyle karşılaşmış, İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’nden gelen yıkımı durdurma kararıyla da geri çekilerek vatandaşların dağılmasını beklemişlerdi. Yıkımın durduğunu sanan halk da bölgeden ayrılmıştı. Bundan yararlanan ekipler, aldıkları talimat gereği; mahkeme kararına aldırış etmeden yıkımı gerçekleştirdi.
Öte yandan ‘Kentsel Dönüşüm’ adı altında vatandaşın gecekondusunu zaman kaybetmeden yıkan, ancak Büyük Kulüp’ün kaçak olduğu mahkeme kararları ile tescillenmiş Güneşlenme Terasını yıkamayan AKP Hükümeti, 48 yıllık Kur’an kursunu da yerle bir ederek tarihe geçmiş oldu.

İşte yıkıma ve AKP’ye vatandaş tepkilerinden bazıları:
ZAFER AKYILDIZ
Kur’an kursu yıkmak AKP’ye yakıştı. Zaten kendilerinden de bu beklenirdi. Böylece gerçek hüviyetlerini ortaya koydular. Şunu unutmayın ki zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı vardır.

MUZAFFER AYBÜTÜĞ
AKP’liler Millî Görüş Gömleği’ni çıkarınca çıplak kaldı. Üşüyor, donuyorlar ve ısınmak için Kiliseler açıyorlar. Kur’an kurslarını da yıkıyorlar.

MEHMED ÇAKIR
Mademki bu kadar gayretlisiniz kaçak yapıların yıkımına, gidin o zaman. Fatih semtinde sahabelerin türbelerinin etrafındaki rezilliğe bir bakın. İstanbul’un göbeğindeki kaçak villalara bir el atın önce. Öncelik din sevgisiyle ve ilmiyle yetişen öğrencilerin kaldığı binaya mı kaldı?

HİLMİ ÜNVER
Yıkım görüntüleri, kalbinde azıcık iman parıltısı olan herkesi gözyaşı ve hüzüne boğdu. Evde 80 yaşında annem gözyaşları içinde sabaha kadar beddua etti. Bu görüntüler bugüne kadar hiçbir partiye (sol, komünist vs dâhil ) nasip(!) olmadı.

BAYRAM ÖZTEMEL
Bu bina Allah’ın kelamının okunduğu bir yerdir. Siz ne cüretle burayı yıkmaya kalkışıyorsunuz. Allah’tan korkunuz yok mu? Yazık. Bu bir kilise olsaydı aynı şeyi yapar mıydınız? Yapmazdınız?

SÜLEYMAN AYDIN
Tayyip beyin okuduğu Kur’an kursunu yıktırması gerçekten dikkat çekici. Demek ki gerçekten değişmiş. Bunu da ispat ediyor…

İBRAHİM HERGÜL
Recep Bey bir oy kaybettin!!!

NUMAN AKDOĞAN
Adaletin önünde hesap vereceksiniz. Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını bile dinlemediniz. Nedir bu kininiz? Van’daki kiliseyi aç, İstanbul’da Kur’an kursunu yık!

MUSTAFA AZI
Bu hangi akla hizmettir Sayın Başbakan? Bir yandan harıl harıl Kilise açacaksınız, öbür yandan paha biçilmez manevî değerleri yıkacaksınız. Acaba yarın mahşerde bunun hesabını nasıl vereceksiniz?

 

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=44323

 

Güçleri Kurân kursuna yetti

Açıldığı 1959 yılından bugüne kadar aralıksız talebe yetiştiren Kasımpaşa Büyük Piyale Kur�ân Kursunun, İstanbul 5�inci İdare Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararına rağmen yıkılması tepkiyle karşılandı. Büyük Kulüp�ü �araç yok� gerekçesiyle yıktırmayan, Acaristanbul�a yıkım kararı olmasına rağmen dokunamayan iktidarın, Kur�ân kursunu yıktırması eleştiriliyor.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, ��Acaristanbul�a ve Büyük Kulüp�e gücü yetmeyenler Kur�an kursunu yıktılar�� dedi. Yülek, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla dün yıkımına başlanan Büyük Piyale Kur�an Kursu binasının 48 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirtti.

Yıkımın hukuksuz olarak gerçekleştirildiğini savunan Yülek, ��İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı bulunmasına rağmen yıkıma devam etmiştir�� dedi.

Kur�ân kursu binasının yapıldığı günden bu yana geçen süreçte 10�dan fazla hükümetin iş başına geldiğini belirten Yülek, şöyle konuştu: ��Hiçbir parti, hiçbir iktidar bu kursu kapatmadı. 1960�tan bu yana 4 tane darbe oldu. 28 Şubat�ta on binlerce Kur�an kursu kapatılırken burası kapatılmadı ama maalesef AKP iktidarı döneminde yıkıldı. Acaristanbul ve Büyük Kulüp�ün yıkılmasına dair mahkeme kararı olmasına rağmen yıkılmıyor. Acaristanbul�a ve Büyük Kulüp�e gücü yetmeyenler Kur�an kursunu yıktılar. Akdamar Ermeni Kilisesi onarılıyor. Dinler Bahçesi açılıyor. Dinler arası diyalogdan bahsediliyor. Acaba bu yıkım Dinler arası diyaloğa verilen bir diyet midir? Diğer dinlere mensup olanlara hoş görünme çabası mıdır?�� Yülek, yıkılan yerlerin aynısının yapılıp Kur�an kursu yetkililerine teslim edilmesini istedi.

/ ANKARA

05.04.2007

http://www.yeniasya.com.tr/2007/04/05/haber/h3.htm

 

Kuran kursu yıkımında arbede

 

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla yıkımı kararlaştırılan Büyük Piyale Kuran kursu önünde arbede çıktı. Önceki geceden başlayıp cami önünde nöbet tutan kurs yöneticileri sabah saatlerinde yıkım ekiplerini karşılarında görünce direnişe geçti. Üç katlı binanın yıkımı öncesinde kendilerini kurs binasına kapatan vatandaşlar camdan bayrak açarak belediye ekibine tepki gösterdi. Kuran kursunun 1970`li yıllarda da yıkılmak istendiğini ancak Başbakan `ın babası Ahmet Erdoğan `ın engel olduğunu belirten vatandaşlar kararı protesto etti. İş makinesinin yıkıma başladığı sırada dernek avukatı Suat Kaya , 5. İdare Mahkemesi `nden aldıkları yürütmeyi durdurma kararını yıkım ekiplerine ulaştırdı. Ancak kararda yanlış yazılan parsel numarası değiştirilirken, binadan geriye moloz yığını kaldı.

 

Topu Beyoğlu Belediyesi `ne attılar

 

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, Beyoğlu Belediyesi `nin talebiyle, cami parseli üzerindeki cami ve türbe yapısı etrafındaki kaçak yapıların Büyük Piyalepaşa Camii Restorasyon Projesi kapsamında kaldığı için kaldırılmasının istendiği belirtilerek, `Yıkım ilçe belediyesinin imkan yetersizliği nedeniyle büyükşehir tarafından yapıldı` denildi.

 

2007-04-04 Akşam

 

Kuran kursu yıkıldı Başbakan suçlandı

 

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla başlatılan ve gerginliğe neden olan Büyük Piya-le Kuran Kursu binasının yıkım çalışmaları gerginliğe neden oldu. İstanbul Kasımpaşa `daki Piyalepaşa Camii bahçesinde bulunan Büyük Piyale Kuran Kursu ve Okul Talebelerine Yardım Derneği `ne sabah saatlerinde gelen Beyoğlu Belediyesi ekipleri, İstanbul 1. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü kararıyla 3 katlı binanın yıkım çalışmalarını başlatması üzerine, bazı vatandaşlar ve kurs görevlileri, çalışmaları engellemek istedi .

 

Polisin gazlı müdahalesine maruz kalan mahalle sakinleri ve dernek üyeleri, yıkım emrinin, Büyük Piyale Kuran Kursu `nun 2004 seçimlerinde AKP `yi desteklememesi üzerine çocukluğunun geçtiği ve bir süre eğitim de aldığı bizzat Başbakan `dan geldiğini iddia etti. Bazı dernek görevlileri binadan çıkmayarak yıkıma tepki gösterirken, bu kişiler polis ekipleri tarafından tahliye edildi. Yıkıma tepki gösteren dernek görevlisi Salih Torun da, gazetecilere yaptığı açıklamada, kendilerine yapılan herhangi bir tebligat bulunmadığını savundu . İş makinesinin yıkıma başlayıp ilk kepçeyi vurduğu sırada dernek avukatı Suat Kaya , İstanbul 5. İdare Mahkemesi `nden aldıkları yürütmeyi durdurma kararının yıkım ekiplerine ulaştırılmasına karşın ekipler yıkıma devam etti. CEM TURSUN

 

2007-04-04 Birgün

 

 

Kur`an Kursu durdurma kararına rağmen yıkıldı

 

Mimarsinan `ın eserleri arasında yer alan Kasımpaşa `daki Piyalepaşa Camii bahçesinde bulunan Büyük Piyale Kuran Kursu , mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen yıkıldı. Piyale Kuran Kursu `na dün sabah saatlerinde gelen Beyoğlu Belediyesi yıkım ekibi, İstanbul 1. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü kararıyla yıkım çalışmalarını başlatmak istedi. Duruma tepki gösteren dernek görevlileri, kendilerine tebligat yapılmadığını belirterek, `Gecekondu bile mahkeme kararıyla yıkılır. Burası , 1966 yılında çıkan gecekondu kanunundan 6 yıl önce yapılan bir bina` diye tepki gösterdi. Bu sırada yaşanan gerginlik, polislerin araya girmesiyle yatıştırıldı. İş makinesinin yıkıma başlayıp ilk kepçeyi vurduğu sırada, dernek avukatı Mehdi Özcan ve Suat Kaya , İstanbul 5. İdare Mahkemesinden aldıkları yürütmeyi durdurma kararını yıkım ekiplerine ulaştırdı. Yıkım çalışmaları, bu karar üzerine durduruldu. Yaklaşık bir saatlik bekleyişin ardından, yıkım ekipleri, kararda yer alan parsel numarasının yanlış olduğunu fark ettiler . 4-5 olarak yazılan parsel numarasının 1 olması gerektiğini ifade eden yıkım ekipleri, zaman kaybetmeden yıkıma başladılar. Bu sırada avukatlar, kararı düzeltmek için Yenibosna `daki İstabul 5. İdare Mahkemesi `ne gittiler. Düzeltişmiş kararı yaklaşık bir saat sonra yeniden geldi ancak yıkım bu sırada büyük aşama kaydetti ve binadan geriye moloz yığını kaldı.

 

Başkan Topbaş : Yer gösterdik gitmediler

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş , Piyalepaşa Cami`nin restorasyon çalışmaları çercevesinde caminin bahçesinde bulunan yapıların yıkıldığını belirterek `Yıkılması gereken binalardan biri de bu kurstu. Kendilerine bir başka yer önerilmesine rağmen burada kalmakta ısrar ettiler` dedi .

 

04.04.2007

 

2007-04-04 Yeni Şafak

 

 

Kaçak Kuran kursunda yıkım gerginliği

 

Kursta yatılı olarak eğitim gören 100 öğrenci başka kurslara nakiledildi. Ancak 1959 yılından beri faaliyet gösteren kursun yıkılacağını haber alan bazı vatandaşlar, yıkımı engellemek için kurs binasında sabahladı.

 

Kuran kursunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan `ın da okuduğunu söyleyen vatandaşlar, yıkım kararını protesto etti.

 

Kuran kursunun duvarına `Tayyip Bey `in emriyle yıkılacak Kuran kursuna hoşgeldiniz ” yazılı pankart asıldı.

 

2007-04-03 NTV-MSNBC

Özel Dosya Gündemler kategorisinde yayınlandı. 57 Comments »

28 Şubat Mevsimi Başladı

Ahmet HAKAN 

İddialı tez: AKP’nin anası 28 Şubat’tır. HADİ açık konuşalım: 

Eğer 28 Şubat olmasaydı… 

Ne AKP iktidar, ne de Erdoğan başbakan olabilirdi. 

Çünkü… 

Olağan koşullarda Erbakan`a bayrak açmaları mümkün olmayan isimler, ancak 28 Şubat`ın doğurduğu atmosfer sayesinde bunu gerçekleştirebildiler. 

28 Şubat`ın hemen ardından Abdullah Gül`içeriden`, Tayyip Erdoğan`dışarıdan` olayı zorlamaya başladı. 

Tezleri şuydu: 

`Erbakan`la bu iş olmuyor. Ne direniyor, ne geri çekiliyor. Ayrıca görüyorsunuz: Onun siyaset tarzına Türkiye`de geçit verilmiyor. Erbakan`ın siyaset tarzı bitmiştir. Yeni bir hareket başlatmalıyız.` 

Eğer 28 Şubat olmasaydı… 

Ne Erdoğan ve arkadaşları böyle bir hareketi başlatmaya cesaret edebilirlerdi, ne de başlattıkları hareket bu derece ilgi görebilirdi. 

28 Şubat sayesindedir ki, en azılı `Milli Görüşçüler` bile Erdoğan ve arkadaşlarını `Davayı satmakla` suçlayamadılar. 

Hatta bırakın `davayı satma` suçlamasını, pek çoğu `Doğru söylüyorlar` bile dedi. 

* * * 

Çünkü… 

Erbakan, 28 Şubat`ta hiç de iyi bir sınav verememişti. 

Bir yandan Milli Güvenlik Kurulu kararlarına imzayı basmış, bir yandan da alttan alta şikayete devam etmişti… 

Bir yandan Taksim`e cami önerisi, Başbakanlıkta iftar gibi `dindar kitle`ye hiçbir yarar sağlamayacak gerginlik arttırıcı adımlar atmış, bir yandan da 28 Şubat kararlarına imza koymuştu. 

Bir yandan 28 Şubat`ı gerçekleştirmek isteyenlere nefis paslar vermiş, bir yandan da bu pasların gole çevrilmesi karşısında etkisiz kalmayı tercih etmişti… 

`Kitle` işte bunu fark etti… 

Bu nedenle Erbakan`dan destek çekildi… 

Bu nedenle Erdoğan`a büyük yöneliş başladı… 

* * * 

Ama işin en hazin tarafı şudur: 

`28 Şubat`ın mimarları` böyle bir gelişmeyi öngörememişlerdi. 

Tamam, Erbakan`dan kurtulmuşlardı ama karşılarına bu kez `çok daha zorlu bir hareket` çıkmıştı… 

Bu yeni hareket, Erbakan gibi `Kolay malzeme` vermiyordu. 

Bu yeni hareket, Erbakan gibi `Sistem dışı` kalmak yerine, sistemin içinden konuşmaya özen gösteriyordu. 

Bu yeni hareket, en azından `Gizli bir ajanda`ya sahip olmadığı konusunda herkesi ikna etmek için çaba gösteriyordu. 

Şimdi bakıyoruz, 28 Şubat`ın bazı mimarları, `Erbakan daha iyiydi, daha milliydi… Bunlar Erbakan`dan daha tehlikeli` demeye başladılar. 

Onlara sadece şunu söylemek isterim: 

Ne şikayet ediyorsunuz? Ürün biraz da sizin ürününüzdür! 

 

 

Demirel, başsavcılığa beni özellikle seçtiEski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, baş aktörlerinden olduğu 28 Şubat sürecine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Savaş, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in kendisini `süreci öngörerek bilinçli bir şekilde başsavcı atadığını` söyledi. 

Vural Savaş, Refah Partisi davasıyla darbeyi önlediğini iddia etti. 

O dönemde Yargıtay`da seçilen adaylar arasında ikinci sırada olmasına rağmen Demirel`in kendisini tercih ettiğini hatırlatan Savaş, şöyle konuştu: `Demirel`in beni özellikle seçtiğini bilmiyordum, kendisi açıklamış. O günlerde şikayete gelenlere, `Hiç merak etmeyin, bundan sonra bu işler hukuk yoluyla hallolur. Öyle bir başsavcı seçtim ki bu sıkıntıları hukuk yoluyla aşmayı başarır bu adam.` demiş. Bunu öğrendikten sonra seçimimin tesadüfi olmadığını, Demirel`in beni bilinçli olarak atadığını anladım.` Savaş, Demirel`in Genelkurmay`a brifing almaya gittiği 17 Ocak 1997 günü kendisinin de başsavcılık görevine başladığını hatırlatıyor. Demirel geçen hafta Aksiyon Dergisi`ne verdiği röportajda, 28 Şubat sürecinin Genelkurmay`ı ziyaretiyle başladığını ifade etmişti. Vural Savaş, başsavcı seçildikten sonra iktidardaki koalisyon ortağı Refah Partisi`ne (RP) kapatma davası açtığını, bunun da askeri müdahaleyi önlediğini savunuyor. Savaş`a göre, Amerika bir darbe için düğmeye basmış, kendi güdümündeki medya, işadamları, sivil toplum kuruluşları, ordu içinde azınlıkta olan unsurlar ve bazı tarikatların desteğiyle askeri müdahalenin zeminini hazırlamaya başlamıştı. Savaş, kendisinin askerin etkisi altında hareket etmediğini, aksine darbe yanlısı askerlerin elindeki kozları aldığını iddia ediyor: `Darbe yapmak isteyen askerlerin en çok benden rahatsızlık duymaları lazım, `Tam darbenin şartları oluşuyordu, adam RP`ye kapatma davası açtı bizim müdahale yapmamızı engelledi.` diye düşünmüşlerdir. Hukukun işlememesini, rejimin tıkanmasını isteyenler ne partilere kapatma davası açan savcıdan hoşlanır, ne de kapatma kararı verip rejimi işleten Anayasa Mahkemesi`ni ister.` 

Murat Aydın, Ankara 

2007-02-26 03:05:05 Zaman 

 

 

Medya ve kamuoyu operasyonları 

28 Şubat toplantısından sonra, yargı mensuplarına, medyaya, iş dünyasına Genelkurmay karargâhında peş peşe brifingler verildi. Yalnızca medya değil, iş dünyası da Genelkurmay’ı dikkate alarak açıklamalar yapmaya başladı. Gerçeklerden kopan Erbakan’a göreyse gerçek gündemde ‘denk bütçe’ vardı  

26/02/2007 Radika Gazetesi 

MURAT YETKİN 

Belki Erbakan tam olarak bilmiyor, belki bilmek istemiyordu. Ama 28 Şubat MGK toplantısında askerlerin nasıl bir hazırlık içinde olduğu günler öncesinden biliniyordu. NTV’nin savunma muhabiri Uğur Şevkat, daha toplantı yeni başlamışken askerlerin içeride yapacağı sunuma ilişkin notlarla çıkageldi. MGK toplantısı sürerken, Uğur elinde notları, Çankaya Köşkü 1 numaralı kapısı önünden yaptığımız canlı yayınlarda içeride askerlerin ‘muhtemelen’ ne dediğini anlatıyordu. Gerçeküstü günlerdi. 

Genelkurmay Basın Sözcüsü Kurmay Albay Hüsnü Dağ, o günlerde bir fabrika gibi çalışıyor, hükümetin ‘irticai faaliyete’ nasıl göz yumduğuna dair bilgileri ve ülkenin bu uçurum kenarından nasıl kurtulması gerektiğine ilişkin görüşleri, onları en iyi değerlendireceğine inandığı gazetecilere servis yapıyordu. 

Demirel darbe ihtimalini ciddiye aldı 

Albay Dağ, 28 Şubat sürecinin kamuoyu yönlendirme operasyonlarındaki görünür son halka, son kademeydi. Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın kendisine gelip rahatsızlığını bildirmesiyle askeri darbe ihtimalini ciddiye alıp, bunu önleyerek gerilime son vermek için orkestra şefliğine soyunmamış olsaydı, 28 Şubat olmayacaktı. 

Bambaşka bir tarihi konuşuyor olabilirdik. O başka tarihin aktörleri de başta olacaktı. Örneğin Ankara koridorlarında böyle bir harekâtın, askeri müdahalenin planlama aşamasında etkin görev alan isimlerin başında Orgeneral Doğu Aktulga sayılıyordu. Planlama Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı tarafından yürütülüyordu. İstanbul’da, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu komutasındaki Birinci Ordu önemli işleve sahip olacaktı. Ama Demirel’in ipleri eline almasıyla harekâtın yükü yönetime el koyacak askeri birliklerden, Genelkurmay karargâhına geçti. Kamuoyu 28 Şubat sürecinin sahibi olarak, görev gereği vitrine çıkan bu isimleri tanıdı. 

İşte Kurmay Albay Hüsnü Dağ’ın beşinci halka olduğu kadro, bu kadroydu. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak, Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Erdal Şener ve Basın ve Halkla ilişkiler Daire Başkanı Albay Hüsnü Dağ, 28 Şubatın vitrini oldular. İstihbarat Daire Başkanı Tümgeneral Fevzi Türkeri, kamuoyu operasyonlarının planlanmasında kilit rol oynadı. 

28 Şubat toplantısı ardından peşi sıra, yargı mensuplarına, medyaya, iş dünyasına Genelkurmay karargâhında verilen ‘brifinglerin’ metinleri İstihbarat Dairesi’nde, denizcilerin ağırlıkta olduğu bir yazım ekibi tarafından hazırlandı, Genel Sekreterliğin koordinasyonuyla Adli Müşavirlik’te kontrolden geçtikten sonra Karadayı’nın onayına sunuldu. Mekanizma böyle işliyordu. DYP’li Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan ve müsteşarı Korgeneral Tuncer Kılınç da, 28 Şubatın etkili aktörlerindendi. 

Genelkurmay medyadan yararlandı 

Genelkurmay medyanın haber atlatma yarışını iyi saptadı ve bundan iyi yararlandı. Haber yarışı içindeki gazete ve televizyonlar, duydukları her yeni bilgi kırıntısını, askeri kaynaklara dayanan önemli gelişme olarak duyurma yarışına girdi. Bu durum, Genelkurmay karargâhına medya üzerinde bir psikolojik üstünlük sağladı. Akreditasyon uygulamasından, hoşa gitmeyen yazılar kaleme alan yazarlar üzerinde baskıya kadar pek çok uygulamaya şahit olundu. 

Yalnızca medya değil, iş dünyası da Genelkurmay’ı dikkate alarak açıklamalar yapmaya başladı. Bunda, ABD ve AB’nin Erbakan hükümetinin hem dış (İran, Irak, Suriye, Libya), hem de iç (İslami yaşama tarzı ve kuralların öne çıkmaya başlaması gibi) uygulamaları nedeniyle duydukları tepki de rol oynuyordu. 

Erbakan Hoca durumu kabullenmek istemiyor, inkâr çizgisini yeterince sürdürürse bu dalganın da üzerinden aşıp geçeceğine inanıyordu. Kendisine düşman gördüğü medyayı gezilerinde ve basın toplantılarına çağırmamaya başlamıştı; onların adı ‘bir kısım medya’ olmuştu. 

Nadiren davet edildiğim basın toplantılarından biriydi o bahar akşamı Başbakanlık Konutu’nda düzenlenen yemekli toplantı. Bir süre hükümet yanlısı meslektaşlarımın Hoca’yı memnun eden sorularına uzun yanıtları dinledikten sonra şu kısa soruyu sordum: ‘Susurluk’un açığa çıkmasını isteyen eylemleri ‘fasa fiso’ olarak tanımlıyorsunuz. 28 Şubat sonrası gelişmelere önem vermiyorsunuz. Dış ilişkilerde ciddi sorunlar yaşanıyor. Bunlar size göre Türkiye’nin gündemi değil, ‘suni gündem’. Peki sizce Türkiye’nin gündeminde ne var?’ 

Erbakan’ın yanıtı, gerçeklerden ne kadar koptuğunu gösteriyordu. Hoca’ya göre Türkiye’nin gerçek gündeminde tek madde vardı, o da ‘denk bütçe’ idi. 

Bu gidişin iyi olmadığını kabinede yer alan Abdullah Gül, Abdüllatif Şener gibi genç kuşaktan RP’li siyasetçiler görüyor, ama bir çıkış yolu göremiyorlardı. 

Nasıl başlarsa, öyle gider 

Aslında hükümette geçirdikleri ilk iki ay içinde Gül ve arkadaşlarının tanık oldukları, daha sonraki dokuz küsur ayın nasıl geçebileceğine ilişkin yeterli işaret vermişti. 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, daha 23 Temmuz’da koalisyon ortaklarına karargâhında verdiği ilk güvenlik brifinginde ‘aşırı dinci faaliyetler ve irticanın’ Türkiye’nin önde gelen tehdidi olduğunu Erbakan ve Çiller’in yüzüne söyletmişti. Erbakan’ın gelir gelmez ilk ziyaretini yapacağını açıkladığı İran ise Türkiye’nin hem rejimini, hem güvenliğini tehdit ediyordu. İran, Karadayı için özel önem taşıyan bir konuydu. Karadayı’nın, 1979 İran İslam Devrimi sırasında Türkiye’ye kaçan İranlı subaylardan öğrendiği ve unutmadığı bir ders vardı: Dinci siyaset hafife alınmamalı, ona kapı açılmamalıydı; bir daha kapanmayabilirdi. 

Erbakan’ın İran ziyaretinin başlayacağı 10 Ağustos öncesindeki hafta, İsrail’le anlaşma dahil bir dizi köşeli gelişmeye sahne oldu. 

Yüksek Askeri Şûra toplandı ve bir yandan 29 subay ve astsubayın ‘irticai faaliyet’ nedeniyle ordudan atılmasını Erbakan’a imzalatırken, diğer yandan 28 Şubat sürecini yürütecek üst komuta kadrosunu oluşturuyordu: Genelkurmay Başkanı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman. 

Erbakan’dan subaylara Rolex 

Başbakan Erbakan, YAŞ nedeniyle verilen davette o kadar yalnız bırakılmış ve rahatsız olmuştu ki, bir an önce daveti terk etmekle yetinmedi. Askerleri Başbakanlık Konutu’nda yemeğe davet etti ve belki de kendince gönüllerini çelmek amacıyla yemekte hediye etmek üzere Rolex marka birer saat hazırlattı. Askerler hediyelere şaşırsalar da pek etkilenmediler. Hatta Oramiral Erkaya, Erbakan’ın sofrasındaki içki yasağını, garsondan rakı isteyerek deldi. RP’li bakanlar bir kez daha yutkundular. 

· YARIN: İran ve Libya krizleri 

 

28 Şubat hâlâ sürüyor  

Sakarya Başörtüsü Platformu gerçekleştirdiği 76. başörtüsü eyleminde; 28 Şubat sürecinin başörtüsü yasağı, 8 yıllık kesintisiz eğitim, katsayı adaletsizliği, F Tipi Cezaevi uygulamaları gibi yanlışları yaşattığı hatırlatıldı.  

Açıklamada ayrıca resmî ideoloji ve askerî vesayetin eğitim üzerindeki etkisini eleştirdiği için İLKAV’a açılan kapatma dâvâsının, 28 Şubat sürecinde hak ve taleplere karşı gösterilen baskı ve yıldırma politikalarının bir devamı olarak nitelendirildi.  

Yeni Asya / İSTANBUL  

26.02.2007 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu `tehlikeli` adamı tanıyor musunuz?Fikri AKYÜZ  

İki gün sonra 28 Şubat.. Onuncu sene-i devriyesini müdrik olduğumuz şu günlerde bir 28 Şubat yazısı yazmak farz… 

İki gün sonra 28 Şubat.. Onuncu `sene-i devriyesini müdrik olduğumuz` şu günlerde bir 28 Şubat yazısı yazmak `farz` oldu. 

(Şimdi bu `farz` sözcüğünü açıklamak da farz oldu. Bu köşe `blog` köşesi olmayıp bir `kamusal alan` olduğu için bu sözcüğe kamusal alanda yer vermek laikliğe aykırı mıdır, bilmiyorum. Bilmediğim için de çok korkuyorum!) 

Evet bu 28 Şubat nedense aklıma hep 23 Şubat`ı getirir. 23 Şubat olduğunda da aklıma hep, 1948 yılının 23 Şubatı`nda ölen Hüseyin Avni Ulaş gelir. 

`Avanak Avni`nin komik maceralarını hatmeden bir neslin, Hüseyin Avni`nin trajik macerasını bilmemesi dramatik bir tablodan başka bir şey değildir. 

Hayır kendisi Erzurum milletvekilliği yaptığı ve ben de Erzurumlu olduğum için kendisini övüyor değilim. 

Öyle olsaydı, 28 Şubat`ın `ruhsatname mercii` olan 27 Mayıs`ın `mimarı` konumunda olan Cemal Gürsel`i de sırf Erzurumlu olduğu için övüyor olurdum. 

Mehmet Altan yıllardır haysiyetli bir aydın tavrı göstererek her yıl şubat ayında Hüseyin Avni`yi yazar.. 

Neden `haysiyet` sıfatını ekledim; çünkü Hüseyin Avni bazılarına göre `vatan haini` olarak tesmiye edilir ve böyle `adlandırıldığı` için bu demokrat düşünürün adını anmak cesaretli ve haysiyetli duruş ister. 

Oysa Hüseyin Avni ne vatan hainidir ne de cumhuriyet düşmanı… 

`Cumhuriyet ancak hürriyetle olur. Hürriyete istinad etmeyen bir cumhuriyet iğfalkardır..` demek cumhuriyet düşmanlığı mıdır? 

Üstelik Hüseyin Avni saltanata karşıydı ve saltanata saltanat devam ederken de karşıydı. 

Meclis`in üzerinde herhangi bir irade ve makam da tanımıyordu. Ona göre yasama, yürütme ve yargı gücüne sahip olan Birinci Meclis`in `gücünün sınırı` yoktu. 

Yani, hazırladığı reklam filmi ile `Tehlikenin farkında mısınız?` diyen Cumhuriyet gazetesi gibi, Cumhuriyet kurulduktan sonra bu fikri dillendirmiş değildi. 

O kadar ki Birinci Meclis`te bu düşüncelerini seslendirdiği için `Cumhuriyet düşmanı..` diye ithamda bulunanlar, Birinci Meclis`in Cumhuriyet Meclisi olduğunu zannedecek kadar cehalet numunesi sergileyebilmektedir. 

Eh, Türklerin tarihini 1923`te başlatırsanız, TBMM kurulduktan itibaren üç buçuk yıl boyunca Osmanlı Devleti`nin devam ettiğini de `görmemiş` olursunuz. 

(Gerçi `tehlike farkedici` Cumhuriyet gazetesi yine aynı reklam filminde `1881-2007.. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor..` demek suretiyle Türklerin tarihini 42 yıl geriye çekmiş bulunuyor!) 

Evet Hüseyin Avni Ulaş`a, Mahir Çayan ve arkadaşlarına gönderme yapan `Mahir, Hüseyin, Ulaş.. Kurtuluşa kadar savaş` nidası kadar bir önem ve değer atfetmeyenlerin, 87 yıl sonra Prof. Attila Yayla`yı linç etmeleri de bir tesadüf değildir. 

Ne Atatürk`ün şahsına ne de Cumhuriyet fikrine karşı olan Atilla Yayla`nın derslerine geri dönmesi, hicran yarasından sadır bir kabuğu örtecek midir? 

Beyni cıvımış, beyninin kabı ise kabuklaşmış olanların birilerini insafsız önyargıyla yargısız infaza tabi tutuşuna şu anekdot cevap verecektir: 

Hakim, Hüseyin Avni Ulaş`a hitaben `Tamam serbestsin, beraat kararı verdik..` der. Hüseyin Avni, şaşkınlığını gizlemeden şöyle karşılık verir: 

`Allah Allah, sizin bu mahkemeleriniz pek çok namuslu insanı idama yolladı. Düşünüyorum, acaba namusluluğumda bir zayıflık mı gördünüz de beraat kararı verdiniz`! 

Neticede Hüseyin Avni gibi bir hürriyetperverin demokrasi mücadelesini ve 50`li yılların Akis dergisi ile 60`lı yılların Yön dergisinin diktacı tutumunu analiz etmeden `Cumhuriyetimize sahip çıkabilmemiz` mümkün değildir. 

1000 yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat`ı anlamamız ise hiç mümkün değildir. 

Tabii pesimist değil optimist olmakta da fayda var; o nedenle, 28 Şubat`ın 29 Şubat`a denk gelmemesine ziyadesiyle sevinmeliyiz. 

Çünkü 29 Şubat dört yılda bir `gündeme geldiği için` bu hesaba göre 28 Şubat, 4000 yıl sürecekti! 

2007-02-26 03:10:05 Yeni Şafak 

 

 

 

 

 

 

 

Asker artık 28 Şubat yapamaz 

 

Millî Güvenlik Kurulunda (MGK) 30 yıl danışmanlık yapan Mustafa Ağaoğlu, askerin artık 28 Şubat yapamayacağını belirterek, “Çünkü 28 Şubat MGK vasıtasıyla olmuştu. Şimdi MGK’yı çalıştıramazsınız, etkisiz hale getirildi” dedi.  

1975-2005 yılları arasında MGK’da danışmanlık yapan, 28 Şubat kararlarının uygulanması için oluşturulan Başbakanlık Takip ve Koordinasyon Kurulunda yer alan, “Kırmızı Kitap” da denilen Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin mimarı Mustafa Ağaoğlu’nun Yeni Aktüel dergisinde geçen hafta ilk bölümü yayınlanan röportajının ikinci bölümü, derginin 22-28 Şubat 2007 tarihli sayısında yayınlandı.  

Ağaoğlu, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün halk önünde konuşmadığını, ama MGK’da çok açık şekilde görüşlerini hükümete söylediğini ifade ederek, bu yaklaşımının yanlış olmadığını söyledi. Ağaoğlu, “Ama herkes ‘Türkiye’de bir siyasal İslâm tehlikesi var’ derken Silahlı Kuvvetler’den ses çıkmazsa, kim ne derse desin halk bir tehlike olduğuna inanmaz. MGK’da bir Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı vardı, 2003’te onu kaldırdılar. Bunu kaldırmanın bir boşluk doğuracağını söyledim. Nitekim de doğdu ve o boşluğu Genelkurmay Başkanının kendisi doldurmak zorunda kalıyor” diye konuştu.  

Askerin artık 28 Şubat yapamayacağını belirten Ağaoğlu, şunları kaydetti:  

“Çünkü 28 Şubat MGK vasıtasıyla olmuştu. Şimdi MGK’yı çalıştıramazsınız, etkisiz hale getirildi. 2003 Ağustos’tan bu yana çok önemli konularda MGK’da hiç bir karar alınmadı. Geriye, 2007 seçimlerinde halkın sağduyusunun galip gelmesi ve iktidarı bunlardan alması kalıyor. Hükümet ellerinden giderse Çankaya’daki adamlarıyla da mücadele edilebilir. Ama ikisi de onlarda kalırsa…”  

“28 Şubat demokratik değildi” denildiğini ifade eden Ağaoğlu, MGK’nın tedbirleri tesbit ettiğini hükümetin de uyguladığını savundu. Ağaoğlu, bırakın askerin zorlamasını, Erbakan’ın kendisinin “Getirin hemen imza edeyim” dediğini anlattı. Ağaoğlu, “28 Şubat aslında somut darbeyi önledi. 28 Şubat başarısız olsaydı, hem askerî darbe, hem irtica açısından bugün kimse demokrasiyi yerinde bulabilecek miydi acaba! Yine de her şey demokrasi içinde çözülmeli” dedi.  

“ATATÜRK LOCALARI KAPATMADI,  

ÇEKİLMELERİNİ İSTEDİ”  

Mustafa Ağaoğlu, mason olduğunu gizlemeden MGK’da görev yapmasının rahatsızlık doğurmadığına dikkat çekerek, “1985’te MGK’da görevliyken, fikirlerini benimsediğim için masonluğa geçtim ve hiç sorun olmadı. Zaten, yarın biri çıkar ‘Sen masonluğunu niye gizledin’ der diye özellikle gizlemedim. Mason olmakla gurur duyuyorum. Niye gizleyeyim? MGK’da görevliyken beyanat vermediğim için kamuoyu bilmezdi, ama asker, sivil çevrem hep bilirdi” diye konuştu.  

27 Mayıs ihtilâlinde Türk masonlarının başkanının, dönemin Başbakan Müsteşar Yardımcısı Ahmet Salih Korur olduğunu, Meclis’te bakan ve vekiller arasında da masonlar bulunduğunu belirten Ağaoğlu, “Hepsi Yassıada’ya gitti, araştırıldı, Adalet Divanı’nda yargılandı. Ama hiçbirine masonluk konusunda bir ithamda dahi bulunamadılar. İhtilâl mahkemesinde temize çıkmışlar, daha ne!” şeklinde konuştu.  

Mustafa Ağaoğlu, 1935’te çıkan Dernekler Kanununun spor kulüpleri, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışında bütün derneklerin kapatılmasını öngördüğünü hatırlatarak, “O zamanki İçişleri Bakanı Şükrü Kaya bir masondu. Bu kanun daha çıkmadan, mason derneklerine, ‘Biz kapatmayalım, siz bırakın’ dendi. Yani Atatürk locaları kapatmadı, kendi iradeleriyle çekilmelerini istedi. Öteki dernekler kanunla kapandı. Localar 1948’lerde tekrar kuruldu” bilgisini verdi.  

“Atatürk de Selanik’te bir locayla irtibatlıydı”  

Devletin üst düzey kurumlarında mason olduğunu gizleyen çok isim olduğunu belirten Ağaoğlu, bakan olanların, siyasete atılanların önce locaya gelip masonluktan istifa ettiklerini anlattı. 1965’ten sonra mason locası üyeliğiyle siyaseti bir arada götüren olmadığını kaydeden Mustafa Ağaoğlu şunları söyledi:  

“Ta Atatark’ün zamanından beri herkes bilirdi kimin mason olduğunu. Atatarük’ün Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya başta olmak üzere Atatark’ün çevresinde bir çok üst düzey mason vardı. Atatarük’ün de gençliğinde Selanik’te Rizorta adlı mason locasıyla irtibatı olduğu söyleniyorduysa da, kendisini bir locaya bağlamayacak kadar büyük ve herkesin tepesinde bir insandı.”  

Yeni Asya / İSTANBUL  

26.02.2007 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Darbeyi önledim  

 

28 Şubat’ın önemli aktörlerinden Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş 

Vural Savaş ‘Yaptığım işle iftihar ediyorum. 28 Şubat döneminde Demirel Cumhurbaşkanı, Karadayı Genelkurmay Başkanı ve ben başsavcı olmasaydım rejime müdahale kaçınılmazdı’ diyor 

Çarşamba günü post-modern darbe olarak nitelenen 28 Şubat’ın 10. sene-i devriyesi. O dönemin en etkin aktörlerinden biri de kuşkusuz Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş. Savaş, iktidardaki Refah Partisi’ni ve sonrasında kurulan Fazilet Partisi’ni kapatma davası açmış, Anayasa Mahkemesi de kapatılmalarına karar vermişti. Böylece hukuk adamlarının pek tanınmadığı Türkiye’de ‘Sizi buraya tıktıran irade böyle istiyor’ diyen Yassıada savcısı Altay Ömer Egesel’den sonra bir savcı daha çok ünlü oluyordu. Oysa o ‘Ben vazifemi yaptım’ diyor. Kendisiyle 28 Şubat’ı, bugünden geriye baktığında ne gördüğünü konuşmak için Ankara’ya, evine gittiğimde karşımda iki ayrı Vural Savaş buldum. Biri ekranlardan tanıdığım kişiydi. Söyleye geldiklerini söylüyordu. Diğeri bambaşka biri. Nezaketliydi, eliyle çay ikram etti, Klasik Türk müziğine düşkünlüğünü, ünlü mevlithan Kani Karaca’ya hayranlığını anlattı. Yöneltilen eleştiriler için de Ziya Paşa’dan ‘alıntı’ yaptı: ‘Meydana çıkan kurtulamaz senk-i kazadan…’ 

TEBESSÜMLE BAKIYORUM  

· Siz 28 Şubat’ın en önemli aktörlerinden biri olarak emekli oldunuz ve biz bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat’ın 10. yılını idrak ediyoruz. Bugün nasıl bakıyorsunuz o döneme ve o dönemdeki size? 

– Görevini yapmış bir insan olarak bakıyorum. İşin iç yüzünü bildiğim için 28 Şubat hakkındaki yorumların çoğunu tebessümle karşılıyorum.  

· Neden? 

– Hep şuna inandım. Yargı doğru dürüst işleseydi, kurumlar üzerine düşeni yapsaydı önceki darbeler de olmazdı. Başına en çok müdahale gelenlerden biri bana ‘O müdahaleler olduğunda sizin gibi bir başsavcı olsaydı Türkiye’nin varlığı müdahalesiz devam ederdi’ demiştir. 

İŞİMLE MÜFTEHİRİM  

· Demirel demiştir. İki parti kapatan savcı olmanın, böyle anılma-nın sizdeki hissi karşılığı nedir? 

– Ben başsavcı seçilinceye kadar askerlerin hiç birini tanımazdım. RP’yi kapatma davası açıldıktan sonra en önemli kişilerle gelmiş geçmiş olayları değerlendirme fırsatı buldum ve yaptığım işle daha çok iftihar ettim. Şu kanaate vardım: Eğer o devirde Demirel gibi bir Cumhurbaşkanı, İsmail Hakkı Karadayı gibi bir Genelkurmay Başkanı ve övünmek için söylemiyorum ama benim gibi bir başsavcı olmasaydı rejime müdahale kaçınılmazdı.  

· 28 Şubat’ta olan neydi peki? 

– 28 Şubat kimine göre askeri darbe, kimine göre postmodern darbe. Bana göre ise sivil kuvvetlerin zaferi. Tanklar falan yürümüştür ama hukuk işlediği için o tip bir şey olmamıştır. Genelkurmay da bu işin sivil kuvvetlerle yapılmasından son derece memnun olmuştur. 

VAZİFE ÇIKARMIŞ DEĞİLİM  

· Fiili darbe olmadı ama iktidar değişikliği oldu sonuçta. O dönem sizin de atmosfere bakıp durumdan vazife çıkardığınızı söyleyenler var? 

– Rica ederim, bunca delil ortadayken savcının dava açması durumdan vazife çıkarmak değil, vazifenin yerine getirilmesidir. Bu vazife zaten bana verilmiş. Ben mutlak delilleri kullandım. Askerlerin gözüne girmek bana ne kazandıracak? Geleceğim yere gelmişim. Emekliliğime az kalmış, niye milyonlarca insanı kendime düşman edeyim?  

· Yani? 

– Bakın, mevcut iktidarı oluşturan partinin tüm insanları söylem değiştirdi. ‘Laiklikle Müslümanlık bağdaşmaz’ diyorlardı, bağdaşıyormuş. Çok şükür onlara Müslümanlığı, demokrasiyi öğrettim ben. (gülüyor)  

· Askerin yargıya brifing vermesi de eleştiri konusu ve brifing alanlardan biri de sizsiniz? 

Şimdi efendim, ben 22 Mayıs’ta dava açtım. Yargıya brifing 10 Haziran’da verilmiştir. Bu bir delildir. İkinci delilim de Demirel’in beni başsavcı seçerken bilinçli olmasıdır. Türkeş’ten Çiller’e kadar bütün siyasi partilerin ileri gelenleri Demirel’den beni seçmesini istemişler. Hiçbirini tanımıyordum, kulis yapmadım. Sonradan öğrendim ki o dönem gazeteciler olup biteni anlatınca Demirel ‘Merak etmeyin. Yargıtay’a öyle bir başsavcı atadım ki ateş, ateş’ demiş. (gülüyor) Diğer delil de Demirel’in Erbakan’a yazdığı mektup. MGK kararlarında ne varsa 24 gün önce yazılan bu mektupta var.  

· Kuvvet komutanlarının MGK’dan bir ay önce Gölcük’te toplandığı ve tavsiye kararlarının orada hazırlandığı yönünde tersine bir tez de var ama. 

– Ben o toplantının tarihini bilmiyorum. Tekrar ediyorum. 4 Şubat 1997 tarihli mektupta ne varsa 28 Şubat kararlarında vardır. 

VAMPİRLER DEDİM ÇÜNKÜ  

· FP’yi kapatma iddianamesinde parti yetkilileri için ‘vampirler, habis ur’ gibi hukuk dışı tanımlamalar kullandınız. Eleştirildiniz de. Bunlar size rahatsızlık vermiyor mu? 

– Efendim benim RP’yi kapatma iddianamemde bunlar yoktur. FP’de vardır. Türbanı istismar ediyor, bizi adeta dava açmaya zorluyorlardı. İddianamemde yaptıklarını uzun uzun anlattım ve ‘kandan başka bir şeyle beslenemeyen vampirler gibiler’ dedim.  

· Hakaret içeren tanımlar bunlar. Bir hukuk adamının böyle tanımlar kullanması hukuka ne kadar uygundur? Bulunduğu konum ona hakaret etme hakkı verir mi? 

– Bir savcı bir cinayeti ‘hunharca bir cinayet’ olarak da nitelendirebilir. O.ya, o. diyemezsiniz ama dava fuhuş yapmaktansa dersiniz. Ben yaptığım her işin arkasındayım. Niye rahatsızlık duyayım? Adam gibi politika yapsalar da biz de gereğini yapmak zorunda kalmasak. Nedir Allah aşkına? 

BEN KİMSEYE KIZMAM  

· Bu soruları soruyorum diye kızıyor musunuz bana? 

– Ben hiçbir şeye kızmam. Ziya Paşa’nın meşhur lafı var ‘Meydana çıkan kurtulamaz senk-i kazadan’ diye. Bana çatmaya alışkanlık edinmiş gazeteler uzun süre çatmazsa eşime ‘Çaptan düştük galiba’ diyorum. (gülüyor)  

· O dönemde size yönelen yoğun ilgiyi özlediğiniz oluyor mu? 

– Valla ilgi azalmış değil. Hatta gördüğünüz gibi artmış durumda. (Konuşma esnasında telefonu 3-4 kez çaldı, basın mensupları aradı) 

BANA İLGİ HİÇ AZALMADI  

· Ama şimdi 28 Şubat’ın sene-i devriyesi, siz de çok önemli bir aktörüsünüz. Aranacaksınız haliyle. 

– Hep böyle. Ben haftada üç dört konferansa gidiyorum, yurt dışına çağrılıyorum. Üstelik 301, milliyetçilik gibi konular için. 28 Şubat’la ilgili taleplerin çoğunu da geri çeviriyorum.  

· Konuşmalarınızda ‘ben’le başlayıp ‘ben’le biten çok fazla cümle kurmuyor musunuz? 

– Ben 28 Şubat’ın göbeğindeydim. Kişiliğimize yönelik ithamlar yapılıyor. Mecburen kendimizi anlatıyoruz. Ben sekizinci kitabımı yayına verdim. Niye eleştiriliyorum biliyor musunuz?  

· Biliyorum. Kitap yazmadığınız, derleme yaptığınız için. Vural Savaş’ın kendi fikri yok mu ki başkalarının fikirlerini derliyor, deniyor. 

– (Gülüyor) Buna Ahmet Kekeç de dahil. Benim yazdığım kitapların aksine kimse bir şey dememiştir, diyemez. Ben ‘İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi’yi yazdığımda arkadaşlar ‘Eyvah adı bile kıyamet koparır’ dedi. ‘Korkmayın’ dedim onlara ‘Kitabımı eleştirecek bilgi birikimi yok Türkiye’de’. 

EGOM ŞİŞMİŞ DEĞİL  

· Yine aynı şeyi yapıyorsunuz! İnsanın kendine güvenmesi iyidir de, aşırısı? Egonuz biraz fazla şişmiş olabilir mi? 

– Yok efendim alakası yok. Ben her fikre, her eleştiriye açığım. Kitap için dedim ben onu. Hukukçuluktan gelen bir geleneği kitaplarımda devam ettiriyorum ben. Davalar şu kişi, adam öldürmüştür diye açılmaz. Tanıkların beyanına, sanığın ikrarına, keşif bulgularına, adli tıp raporuna göre ‘bu adam adam öldürmüştür’ denir. Bakın kızım, ben ‘Atatürk’ün Kemiklerini Sızlatan Parti CHP’ diye de kitap yazdım. Hiç bir CHP’li ağzını açıp bir şey söyleyemez çünkü hepsi belgeye dayanır. İşte onun için çok alıntı yapıyorum ki okuyan benim iddiamın ne kadar doğru olduğunu görsün. 

Beni Allah koruyor herhalde<!–[if !supportLineBreakNewLine]–><!–[endif]–> 

· Kendinizde sevmediğiniz hiç bir şey yok mudur Vural Bey? 

– Ailede biraz daha politik olmam istenir. Ben Baykal’ın en sevdiği insanlardan biriyim ama CHP kitabımla adeta köprüleri atıyorum. Pek çok politikacı görüşlerime çok önem vermiştir. Mesut Yılmaz başbakanken kaç defa ‘Aman Vural Bey şu kişilerle toplantım var, bilgi notu gönderin’ demiştir. Ama biz bunların hiçbirini değerlendirmedik.  

· Anlamadım. Cesur davrandım, karşılık beklemedim diyorsunuz ama şikayet tonunda. Bundan hoşnut musunuz, değil misiniz? 

– Valla ben kendimle barışığım. Böyle yaşamak istiyorum. Değerlendirilir, değerlendirilmez. Barajı geçme ihtimali olan partilerden teklif alıyorum ama… İyi kötü bir Vural Savaş ismi yaptık… Milletvekili olmak için… Çocukluğumdan beri inanılmaz bir vatan millet şuuru var bende. Doğruyu söylemekten hiç geri kalmadım. Siyonistlerle, ABD’yle, mafyayla, dincilerle, bölücülerle uğraşıp da korumasız falan Kızılay’a dolmuşla giden insanın hayatta kalması mucizedir, Allah koruyor herhalde.  

· 28 Şubat 2007 sabahı kalkıp aynaya baktığınızda orada gördüğünüz adama ne diyeceksiniz? 

– Her zaman ki gibi ‘günaydın’. 

 

 

 

 

 

 

 

 

TİB Başbakanlıktan aldığı parayla hükümet devirmiş!Milli Güvenlik Kurulu(MGK) Genel Sekreterliği bünyesinde faaliyet gösteren Toplumla İlişkiler Başkanlığı`nın (TİB) 28 Şubat sürecinde dönemin başbakanı Necmettin Erbakan`a karşı psikolojik savaş uyguladığı ortaya çıktı. 

Bütçesi Başbakanlık örtülü ödeneği ve başkanlık tanıtma fonundan karşılanan birimin psikolojik savaşı bazı sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve basın kuruluşları üzerinden bu savaşı yürüttüğü anlaşıldı. Aksiyon dergisinin son sayısındaki haberine göre yıllık bütçesi 3 milyon dolar olan TİB, sadece ülke içinde değil, yurtdışında da `irtica` ile mücadele kampanyasında etkin rol oynadı. Dergiye TİB`in çalışmaları hakkında bilgi veren MGK Hukuk eski Başmüşaviri Mustafa Ağaoğlu, yaşanan olayları şöyle anlattı: `İrtica ile mücadelede psikolojik hareket planlarımız var. Tabii bunun için usul gereği öncelikle başbakandan onay alınır. `Plan hazırlayacağız, müsaade eder misiniz?` denir. O da `Peki` der. Ondan sonra ilgililer genel sekreterliğin, TİB başkanının başkanlığında toplanır. Alınacak tedbirler, bunları uygulayacak bakanlıklar, kurum veya kuruluşlar tespit edilir. Plan haline getirilir, bu plan yeniden başbakana sunulur. `Emirlerinize arz ederiz` deriz `uygundur` deyince de uygulamaya girer.` MGK Genel Sekreterliği`nin koordinasyonunda yürütülen psikolojik savaşın ilgili kurumlar tarafından icra edildiğini ifade eden Ağaoğlu, `Mesela Diyanet İşleri Başkanlığı`ndan bu kapsamda camilerde vaazlar verdirmesi, kendisine bağlı yurtları ve kuran kurslarını denetlemesi istendi. Milli Eğitim Bakanlığı`na ise ders kitaplarına ilgili bölümlerin eklenmesi dershane, okul ve yurtları denetlemesi görevi verildi` dedi. Psikolojik harekatın diğer önemli unsurlarının sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve dernekler olduğunu anlatan MGK`nın karakutusu Ağaoğlu, tüm bu kapsamlı faaliyetlerin parasının başbakanlık örtülü ödeneği ve başbakanlık tanıtma fonundan geldiğini açıkladı. Yılda yaklaşık 3 milyon dolar olan bu örtülü kaynağın nasıl dağıtıladığına ilişkin soruya ise Ağaoğlu, `Üniversitelerde, bazı sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesinde ne bileyim bazı yayınlarda filan kullanılmıştır` cevabını verdi. 

İstanbul(BUGÜN) 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

28 Şubat kararlarını BÇG hazırlamışMilli Güvenlik Kurulu (MGK) Hukuk eski Başmüşaviri Mustafa Ağaoğlu, 28 Şubat kararlarını, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Batı Çalışma Grubu`nun (BÇG) hazırladığını açıkladı. 

Milli Güvenlik Kurulu(MGK) Hukuk eski Başmüşaviri Mustafa Ağaoğlu, 28 Şubat öncesinde Başbakan Necmettin Erbakan`a karşı psikolojik savaş yürütüldüğünü anlattı. 

Aksiyon Dergisi`ne konuşan Ağaoğlu, 28 Şubat 1997`de yapılan MGK toplantısında imzalanan 18 maddelik paketle ilgili şu bilgiyi verdi: `Paketi hazırlayan bizzat BÇG`nin kendisidir. Komutanlar, kollarının altında BÇG tarafından hazırlanan raporlarla geldiler. Teklif sahibi Genelkurmay Başkanlığı idi. Genel sekreterlik bu konuda herhangi bir altyapı çalışması yapmamıştı.` Ağaoğlu, MGK toplantısından önce Başbakan Necmettin Erbakan`a irtica konusunun masaya yatırılacağı bilgisinin verildiğini de söyledi. 

MGK Genel Sekreterliği bünyesinde faaliyet gösteren Toplumla İlişkiler Başkanlığı(TİB) hakkında da bilgi veren Ağaoğlu, bu birimin BÇG ile organik bir bağı olmadığını savundu. Ağaoğlu`nun anlattığına göre, BÇG, Genelkurmay`ın kendi bünyesinde kurduğu kurmay subaylardan oluşan özel bir yapının adı. Genelkurmay İstihbarat Başkanı olan korgenerale (Çetin Saner) bağlı olan bu yapı 28 Şubat`a kadarki dönemde önemli brifingler verdi. Raporlar hazırladı. Daha sonra olayı MGK`nın devraldığını anlatan Ağaoğlu, `BÇG`de kendi hiyerarşik düzenleri içinde bu sürece katılmaya devam ettiler; ancak MGK kararlarından sonra olay fiilen bizim (MGK) denetimimize bırakıldı.` diyor. Ağaoğlu, bütçesi Başbakanlık örtülü ödeneği ve Başkanlık Tanıtma Fonu`ndan karşılanan TİB`in Erbakan`a karşı psikolojik savaş uyguladığını da anlattı. Psikolojik harekatın bazı sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve basın kuruluşlarının desteği ile yürütüldüğünü kaydeden Ağaoğlu, bu konuda medyanın oynadığı role dikkat çekiyor: `Psikolojik savaşın en büyük araçlarından biri medyadır. Ona dersiniz ki, `Senden şöyle bir yayın yapmanı istiyorum.` Medya mensuplarını toplarsın, `Devletimizin lehine olacak şunları yazsanız iyi olur` diye anlatırsın. Medya olmadan hiçbir psikolojik harekat planı başarıya ulaşmaz.` 

Aksiyon`un haberine göre, 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar psikolojik savaş Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT) bünyesindeki bir daire başkanlığı tarafından yürütülüyordu. Darbenin ardından bu birimin önemini fark eden 5 kişilik Milli Güvenlik Konseyi birimin yetkileri arttırılan MGK`ya devredilmesini istedi. İlk önce Devlet Planlama Teşkilatı(DPT) içindeki bir katta çalışan birim daha sonra Eskişehir Yolu üzerindeki genel sekreterlik merkezine taşındı. İstanbul, Zaman 

2007-02-26 Zaman

Özel Dosya Gündemler kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »