OKUNASI bir tartışma

Selamlarımla… OKUNASI YAZILAR’da bir münakaşaya yer vereyim dedim bu defa. 

Yusuf KAPLAN ve Ahmet Hakan COŞKUN arasında bir süredir devam eden gayet ilginç bir kavga. Gün gün yazıları ekliyorum buraya. 

Vesselam **** 

Hazmedebilmek mümkün mü Ahmet Hakan? (Yusuf KAPLAN)

YUSUF Kaplan diye bir yazar var Yeni Şafak`ta… (Ahmet Hakan) 

**** Aslında aşağıdaki ilk yazıda Ahmet Hakanlık bir şey yok ama Ahmet Hakan bu yazı vesilesi ile Yusuf Hocayla bir süredir devam eden ve özellikle son günlerde dozu iyice artan kavgayı başlatmış oldu.  

****  Solun yeni soluğu olarak H/rantizm (?)

Yusuf KAPLAN  Hrant Dink`i katledenler, neye kastettiklerini biliyorlar. Bundan hiç kuşku duymuyorum. Ama Hrant Dink`in çok iğrenç bir şekilde öldü… 

Hrant Dink`i katledenler, neye kastettiklerini biliyorlar. Bundan hiç kuşku duymuyorum. Ama Hrant Dink`in çok iğrenç bir şekilde öldürülmesi üzerine bu menfur cinayet üzerinden siyasal bir rant sağlama kaygısıyla hareket edenler, neye kastettiklerini biliyorlar mı peki? Her şeyden önce, Hrant Dink`in kendisinin vasiyeti dolayısıyla cenazesinin bir şova, gösteriye alet edilmemesi konusunda gösterdiği duyarlığı takdirle kaşıladığımızı belirtmek durumundayız.  Buna rağmen, Hrant Dink`in cenazesinin siyasal bir rant sağlayacak bir araca dönüştürülmesi ne yazık ki, önelenemedi. Aksine, ancak cenazenin ve bir insan hayatının ulviliğini anlayamayacak bir `ruhsuzluk` hali ile malul olan Türkiye`deki sol-seküler çevreler, Hrant Dink cinayetini şov yapmak, hatta bu toplumun temel değerlerine, kutsallarına küfretmek için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirmekte en küçük bir sıkıntı bile yaşamadılar. Cenaze dolayısıyla taşınan `Hepimiz Hrant Dink`iz` ve `Hepimiz Ermeniyiz` başlıklı pankartlar, meseleyi ne kadar çığırından çıkardığımızı, ölçüyü ne kadar kaçırdığımızı göstermek için yeterliydi.  

Televizyonlarda bol keseden atıp tutanlar, gazetelerde bir takım köşeleri işgal edenler, özellikle de `Hepimiz Ermeniyiz` pankartının, hem bu toplumu ne kadar rencide edeceğini, hem de aslında berbat bir milliyetçilik kışkırtması yaptığını kavramaktan gerçekten aciz kişiler mi/ydi?  Dahası, cinayet sonrasında özellikle sol-liberal-seküler çevrelerin Türkiye`de dini azınlıklara, özellikle de Hıristiyanlara ne kadar eziyet edildiğini söyleyerek doğrudan topluma ve bu ülkeye çok rahat şekilde hakaretler yağdırmaları kimsenin gözünden kaçmadı. Oysa bu ülkede başka dinden olanlar değil, asıl müslüman çoğunluk eziyetlerle, yasaklarla hem de nefesi tıkanacak kadar büyük baskı ve sindirme operasyonlarına maruz kalıyor. Bunu ne zaman göreceğiz peki?  

Bu ülkede, bir yalan uğruna, saçma sapan saplantılar ve paranoyalar adına müslümanlığın izleri silinmeye çalışılıyor; ama kimsenin kılı kıpırdamıyor hala. Oysa bütün tarikatleri, bütün İslami cemaatleri bu ülkeden kovun, bu toplum bir anda çöker ve birbirini yer. İnanın bu toplum, toplum olma özelliğini kabiliyetini yitirir: Cinsel sapıklıklardan uyuşturucuya, yolsuzluklardan hırsızlıklara kadar seküler hayatın kaçınılmaz ürünü olan bütün çözülme ve dekadans biçimleri bu toplumun toplum olarak yaşamasını imkansızlaştırır. Bunu göremiyor olmalıyız ki, hala bu toplumda İslam`ın sunduğu ne kadar değer ve kurum varsa yok etmek için elimizden gelen şeyi yapmakta hiç bir sakınca görmüyoruz. Yazık; çok yazık! Birileri, Hran Dink`in cenazesi dolayısıyla bu ülkede gayr-ı müslimlere eziyet edildiğini söyleyip İslam`a ve müslüman çoğunluğa karşı yapılan baskıları, yasakları görmüyor; üstüne üstlük bir de müslümanlığın bu toplumu her şeye rağmen ayakta tutan temel değerlerine saldırmayı, bu değerleri yok etmeyi kendisine vazife edinmekte bir sakınca görmüyorsa, orada durup derin derin düşünmek gerekiyor! Bu aşağılık kopleksiyle malul kişilerin bilmeleri gereken şey şu: İnsanlık tarihinde sadece müslüman toplumlar, gayr-ı müslimlere insanca yaşayabilme imkanları sunmuşlardır.  Ortada çok menfur ve iğrenç bir cinayet var. Ama bu cinayetin ve bu cinayet sonrasında yapılan yorumların Ermeni meselesinde bir millet olarak bizi ne kadar zor duruma sokacağını, bu milletin tarihte ortaya koyduğu adalet, hakkaniyet ve barış medeniyeti tecrübesini bir anda yok saymakla sonuçlanacak ve uluslararası arenada zaten Türkiye üzerine çullanmak için fırsat kollayan emperyalistlerin işlerini ne kadar kolaylaştıracak çok ciddi bir cinayet olduğunu nasıl gözardı edebildiklerini anlamakta zorlanıyorum.  

Türkiye`ye söyleyecek hiç bir şeyi ve uygulayacak hiç bir ciddi projesi olmayan sol-seküler hareketlerin Hrant Dink cinayetini ne kadar ilkel bir şekilde araçsallaştırdıklarını ve siyasal bir ranta çevirdiklerini hatırlamakla yetiniyor ve `Hepimiz Emeniyiz` diye sloganlar atan kişileri ve bu kişilere methiyeler dizerek toplumun temel dinamiklerini dinamitlemeyi yegane vazife olarak telakki edenleri kınıyorum.  2007-01-26 03:10:07 Yeni Şafak 

**** Bu yazı üstüne Ahmet Hakan köşesinde Yusuf KAPLAN’ı da olaya dahil eden bir yazı yazdı.. 

****  Ahmet HAKAN       

İslamcılar nasıl bölündü  SAADET Partili Şevket Kazan`ı alın… Yanına BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu`nu koyun…

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan`ı alın… Yanına Bağımsız Türkiye Partisi Lideri Haydar Baş Hoca`yı koyun…

Son günlerde kışkırtıcı manşetler atan Tercüman Gazetesi`ni alın… Yanına Milli Gazete`yi koyun…

MHP Lideri Devlet Bahçeli`yi alın… Yanına `Ben Ermeni değilim, Türk`üm` diyerek belli bir seçmen duyarlılığına selam gönderen AKP`li Bakan Ali Coşkun`u koyun…  

`Dink`in cenaze törenini sol örgütler yönlendirdi` diye yazarak Türkiye`nin yüzünü ak eden olaya kara çalan Vakit Gazetesi`ni alın… Yanına en keskin ve en laik ulusalcıları koyun…

Bir yandan `Hrant.. Sevgili Hrant` edebiyatı yapıp, bir yandan Hrant`ın dostlarını hedef alan Kanaltürk`ü alın… Yanına ART, BRT`yi falan koyun…

CHP`li Onur Öymen`i alın… Yanına AKP`li Turhan Çömez`i koyun…

Karşınıza yeni, yepyeni bir `siyaset hattı` çıkacaktır.

* * *

Bu `Vatan elden gidiyor` hattıdır. Bu `Kıbrıs satıldı` hattıdır. Bu `Hepimiz Ermeniyiz` sloganından `Eyvah gitti Türklüğümüz` sonucu çıkarma hattıdır. Bu `Yandık, bittik, perişan olduk! Sevr şartlarındayız! Milli Kuvvetler görev başına!` hattıdır. Bu `Kahrolsun Avrupa Birliği` hattıdır.

Şevket Kazan`ın İslamcılığı ile Haydar Baş`ın İslamcılığını birleştiren… Tercüman Gazetesi`nin milliyetçiliği ile Ali Coşkun`un milliyetçiliğini meczeden… Muhsin Yazıcıoğlu`nun üslubu ile Onur Öymen`in üslubunu yakınlaştıran… Değişik, şaşırtıcı ama kesinlikle bugüne özgü yeni bir `siyaset hattı`yla karşı karşıyayız.

* * *

Bundan bir süre öncesine kadar ne yapıyorduk? AKP`den Saadet Partisi`ne, BBP`den Fethullah Gülen cemaatine, Vakit Gazetesi`nden Birlik Vakfı`na, Milli Gazete`den Yeni Şafak`a çeşitli odakları, aralarındaki meşrep farklarına rağmen

`İslami kesim` dediğimiz büyük yapının içinde mütalaa ediyorduk. Oysa… Sözünü ettiğimiz `yeni siyaset hattı`, bu kategoriyi darmadağın ediyor.

Artık… Taraflar belirginleşmiştir. Ve bu belirginleşmeyi sağlayan ana unsur `İslami kaygılar` değildir. Bir taraf `AB karşıtı, millici, içe kapanmacı, ulusalcı` kamptadır. Diğer taraf ise `AB yanlısı, özgürlükçü, dışa açık` kamptadır.

Yani demem o ki: Bundan sonra `İslami kesim` derken, biraz daha dikkatli olmakta sayısız fayda vardır. 

———- 

**** 

Sonra Yusuf KAPLAN isim vermeden Ahmet Hakan’a da iadelerde bulunan bir yazı yazdı.  **** Yusuf Kaplan       

Darkafalılık ve dalgakıranlık  Önceki yazıma bazı yazarlardan kaba / sığ tepkiler geldi: Nasıl olur da, Hepimiz Ermeni`yiz sloganına karşı çıkardım?  

Önceki yazıma bazı yazarlardan kaba / sığ tepkiler geldi: Nasıl olur da, `Hepimiz Ermeni`yiz` sloganına karşı çıkardım? Hatta bazı yazar arkadaşlar, işi, -`yuh olsun!` gibi ifadeler kullanarak- kişisel hakarete, tahammülsüzlüğe vardıracak kadar ipin ucunu kaçırmakta; beni `darkafalılık`la, `zeka özürlü` olmakla itham eden yazılar yazmakta bir sakınca görmediler. Sığlığın, kabalığın bu kadarına da pes doğrusu!  Oysa söylediğim şeyin, basit bir slogan karşıtlığından ibaret olmadığını, olamayacağını; yabacı veya gayr-ı müslim düşmanlığı gibi ilkelliklerle açıklanamayacağını bana kişisel hakaretlerde bulunanlar elbette anlayamazlardı; ama Türkiye`nin çeşitli üniversitelerindeki profesörlerden fikir üretme kaygısını önemseyen ve ucuzculuğa prim vermeyen yetkin okuyucularıma kadar pek çok kişi, `sessiz çoğunluğun sesi` olduğumu beyan eden mesajlar göndermekle ispat etmiş oluyorlar.  

Oysa ben, basit bir slogana, kör kütük bir tepki vermiyor/d/um. `Hepimiz Ermeniyiz` türü sloganlarla oluşturulan dalga`ya / ortama, bu dalga`nın / ortamın oluşum sürecine ve bundan sonra ne anlam ifade edebileceğine ilişkin hiç de yenilir yutulur, ölü-sevicilik ve kör bir sentimentalizm saplantısıyla yabana atılabilir bir şey değil geniş bir tarihsel tecrübeye gönderme yaparak dikkat çekmeye çalıştığım nokta.  Whitehead, tarihin, dalga-kurucu ve dalga-kırıcı atılımlarla yapıldığını söyler. Türkiye`de Tanzimat`la birlikte oluşan dalga, bu toplumun öz-güvenini sarsmış, bu toplumu, özellikle de entelijansiyayı, savunma psikolojileri geliştirmeye sürüklemiş bir büyük dönüşüm dalgasıdır.  

Türkiye`de 1908`den itibaren İttihat ve Terakki`nin bir kanadı tarafından oluşturulan ve günümüze kadar süregelen dalga, bu topraklarda tabansız, dayanaksız bir yenilgi psikolojisinin köksalmasına yol açmış; travmatik sonuçları olan, bizim iddialarımızı terketmemizle sonuçlanan bir kültür ve medeniyet değiştirme çabası içine girilmesiyle sonuçlanmıştır.  Netice nedir? Netice, kör kütük Batı-taklitçisi olan, Batılı sömürgenlerin sömürgeleştirmediği, tarih yapmış bir `ülke`nin kendi kendini sömürgeleştirme aymazlığına soyunduğu bir metamorfoz, bir yokoluş, bir başkalaşma, bu ülkenin kültür ve medeniyet iddialarını yalnızca terketmekle kalmayan, eğitim sisteminden medya rejimine kadar, medeniyet iddialarının kökü kurutulan, soysuz, köksüz, ne olduğunu bilmeyen, sadece batıda üretilenleri tepe tepe tüketmekle yetinen analitik ve eleştirel melekeleri sadece İslam`ın şeytanlaştırılması sürecinde primitif bir şekilde işlemeye başlayan köle ruhlu bir entelijansiya tipi zuhur etmiştir. Türkiye`de son bir asırda, önce, İslam, bu toplumun kurumlarından uzaklaştırıldı; kurumlar sekülerleştirildi; şimdi de, yaklaşık çeyrek asırdır, toplumun sekülerleştirilmesi, İslami duyarlıklarının aşındırılması dalgası toplumda köksalınmaya çalışılıyor. Öyle ki, bu toplumda, müslüman olmak, prim yapan, özenilecek bir şey değildir artık. İslam`ın hükümleri demek olan, şeriat, artık, bazı İslami çevrelerin bile ürktükleri, bir `kötülük` kaynağıdır! `Hepimiz Ermeniyiz` sloganı, bu toplumda `Türk olmanın, Müslüman olmanın` aşağılandığı, küçümsendiği yepyeni bir dalganın oluşmasına zemin hazırlayan `tehlikeli` bir slogandır. Eğer, `Hepimiz Ermeniyiz` sloganı, İslam`ın her bakımdan (tabanda ve tavanda) hayatımıza çeki düzen verdiği ortamda atılıyor olsaydı, bu sloganı ilk önce ben atardım; müslümanlar atardı; bu onların boynunun borcu, aşağılık bir cinayete verecekleri çok anlamlı bir tepki olurdu.  

Ama İslam`ın hükmünün tavandan (elitler ve/veya entelijansiya) tarafındak iptal edildiği; taban (toplum) için ihmal edilebilir, hatta terkedilebilir kılındığı; dolayısıyla İslam`ın hiç bir cazibesinin kalmadığı, her Allah`ın günü aşağılandığı bir vasatta, `Hepimiz Ermeniyiz` türünden sloganların, İslam`dan büsbütün arındırılmış bir dalganın oluşturulmasına zemin hazırlayacağını; Ermeni meselesinin tüm dünyada soykırım olarak kabul edilmesine yol açabilecek dalgayı / süreci tetikleyeceğini ve bunun bu ülkeyi tehlikeli bir çıkmazın eşiğine sürükleyeceğini görememek darkafalılığın daniskasıdır.  2007-01-30 03 Yeni Şafak 

**** 

Ahmet Hakan’da yine kenarından, köşesinden savaşa devam etti. Fakat asıl yazılara henüz sıra gelmedi.  **** Ahmet HAKAN       

Üç İslamcı tipi  HRANT Dink cinayetinin ardından İslamcı kesimde saflar giderek ayrışmaya başladı… Artık rahatlıkla üç İslamcı tipinden söz edebiliriz:  

·        * * ·         MİLLİCİLER: 1960`lardaki tezlere geri dönen İslamcıları bu kategoride ele alabiliriz… Mukaddesat vurgusu yüksek bir milliyetçilik fikrini savunuyorlar… AB`ye karşılar… Ulusalcı tezlere yatkınlar… Mesela Prof. Erol Manisalı`nın batı karşıtı yorumlarına bayılıyorlar. Ancak 1960`larda olduğu gibi `Amerikancı` değiller… Saadet Partisi ve BBP bu akımın içinde… Milli Gazete ile Vakit`in birçok yazarı ile Yeni Şafak`ın bazı yazarları da bu ekipte yer alıyor. AKP`de de sesleri fazla çıkmayan hatırı sayılır bir `Milliciler` grubu var.  

AB`CİLER: Liderleri tartışmasız Abdullah Gül`dür… Daha fazla özgürlük, daha fazla dışa açılma ve `AB üyesi bir Türkiye` fikrini savunuyorlar. Herkes için özgürlük fikrinin, en başta dindarlar açısından önemli olduğunu düşünüyorlar. Topluma entegre olmuş, herkesin güvenini kazanabilmiş bir `siyaset tarzı`nın geliştirilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Entelektüel yönü gelişmiş ancak sesleri pek çıkmayan eğitimli isimleri bu grupta sayabiliriz. AKP içindeki çoğunluğu oluşturuyorlar. Yeni Şafak`taki liberal İslamcı yazarlar ile Fethullah Gülen grubu da bu akıma yakın duruyor.  ORTADAKİLER: Başbakan Tayyip Erdoğan, daha çok gündelik politika kaygıları nedeniyle `ortada` kalanların başını çekiyor. Bazen `AB`ci` oluyor, fazla ileri gittiğini düşündüğü anda bir `Ters çıkış` ile millici heyecanları tatmin etmeye yöneliyor. Hrant Dink`in cenazesine gitmemesi, ancak evine taziye ziyareti yapması bu açıdan önemli. `Hepimiz Hrant`ız` sloganına cevaz vermesi, ancak `Hepimiz Ermeni`yiz` sloganına karşı çıkması da yine bu açıdan değerlendirilmeli. İki grup arasında `denge`yi korumaya çalışanların tümünü ve Erdoğan`a yakın durmak isteyenleri bu grupta değerlendirebiliriz. Ermeni olmak  

`HEPİMİZ Ermeni`yiz` sloganını savundum ya…  Bazıları bana `Ne haber Ermeni!` diye mesaj atıyorlar.  

Sanıyorlar ki bana `Ermeni` denmesi kafamı attıracak, sinirlerimi bozacak. Sanıyorlar ki bana `Ermeni` diyerek en büyük hakareti yapmış oluyorlar. Sanıyorlar ki `Ne haber Ermeni` denilince, ben `Eyvah! Buna dayanamam` falan diyerek intihara sürükleneceğim.  İşte buradan açıkça haykırıyorum:  

Bu topraklarda `Ermeni` kimliği, bu şekilde gizli/açık bir aşağılamanın ve hakaretin hedefi olmaya devam ettikçe…  `Hepimiz`i bilmem ama en azından ben ağzımı doldurarak `Ermeni`yim` demeye devam edeceğim. 

**** Ve bu yazı üzerine Yusuf Hoca Ahmet Hakan’ı direk karşısına alarak esaslı bir yazı yazdı. 

**** Yusuf Kaplan       

Omurga çökünce, Balkanlaşma kaçınılmaz 

George Orwell, geçmişin bilgisine sahip olanlar, geleceğe de sahip olurlar der. Biz, geçmişini, dolayısıyla kendi`ni … George Orwell, `geçmişin bilgisine sahip olanlar, geleceğe de sahip olurlar` der. Biz, geçmişini, dolayısıyla kendi`ni hakkıyla tanıyamayan tek ülke ve toplumuz. Kendimizi tanımadığımız için dünyayı da tanıyamıyoruz.  

Çünkü pergelimizi şaşırmış durumdayız. Kendimize bile hala çarpık, iyice çarpıtılmış / devşirilmiş Batı-merkezci gözlüklerle bakıyoruz. Kendi`ni tanıyamayan bir toplumdan dünyayı tanımasını beklemek olmayacak bir şeydir.  Bir sarhoşluk, bir anafora tutulmuşluk, bir savrulma hali yaşıyoruz. Türkiye, fiilen Balkanlaşmadı (=bölünmedi) ama zihnen Balkanlaşmış durumda. Sekülerleşme süreciyle birlikte omurgamız çöktü; bu toplumun ortak paydası kalmadı. O yüzden, büyük bir boşluk oluştu ve her tür ideoloji, bu boşlukta çok rahat cirit atabiliyor. Bu toplum, dünyaya esaslı bir medeniyet projesi ve iddiası sunmuş bir toplumdur. Ama bir asır gibi kısa bir süre içinde dünyada yalnızca Türkiye bu iddialarının hepsini kaybetti; tanınamayacak kadar yönünü, özgüvenini ve direnç noktalarını yitiren, kolaylıkla devşirilebilen ve zihinsel olarak balkanlaştırılabilen bir ülke haline geldi.  

Ahmet Hakan Coşkun, Türkiye`deki `yeni siyaset hattı`nın -İslami çevrelerde bile- `islami kaygılar` tarafından belirlenmediğini, artık iki kampın belirginleştiğini söylüyor. Ve şöyle diyor: `Bir taraf, `AB karşıtı, millici, içe kapanmacı, ulusalcı` kamptadır. Diğer taraf ise, `AB yanlısı, özgürlükçü, dışa açık` kamptadır.`  Kendisini, -örtük bir şekilde- `AB yanlısı, özgürlükçü, dışa açık` kampa dahil ederken, beni açık bir şekilde `AB karşıtı, millici, içe kapanmacı, ulusalcı` kampa dahil ediyor. Ahmet Hakan`ın, pergel metaforundan, bütün zamanları seferber etmekten, bütün zamanları kendi çocuğu kılmaktan, bütün zamanların çocuğu olmaktan sözeden benim gibi birini içe kapanmacı bir kampa dahil etmesi, en hafif ifadeyle gülünecek bir şeydir. Oysa benim durduğum ve baktığım yer, Ahmet Hakan`ın kafasının basmadığı ve asla algılamayacağı bir dalga boyudur. Medeniyet iddiasından sözeden birinin içe kapanmacı olarak görülmesi sadece Ahmet Hakan gibi kafası karışık garabet kişilerin işi olabilir. Oysa ben, Ahmet Cevdet Paşa gibi, bizim varlık nedenimizi ve omurgamızı İslam`ın oluşturduğuna; bizim İslam`ın sunduğu yaratıcı ruh ve kurucu iradeden ötürü bir çadırdan dünya-tarihsel bir medeniyet tecrübesi üretebildiğimize; modernleşme / sekülerleşme tarihimiz boyunca Türkiye`nin bu omurgasının içerden ve dışardan müdahalelerle çökertildiğine dikkat çekiyorum. Yönünü yitirmiş, omurgası ve ruhu çökertilmiş bir ülkenin bırakınız dünyaya ve tarihe özne olarak müdahale edebilmesini; 50-100 yıl içinde yok olmanın eşiğine sürükleneceğini göstermeye çalışıyorum. Bütün laik / seküler ideolojiler, çıkarı, ben`i merkeze alırlar, dolayısıyla parçalayıcıdırlar. Türkiye`deki Türkçülük, Kürtçülük, Ermenicilik vesaire gibi milliyetçi-laik ideolojiler, Türkiye`yi içinden çıkamayacağı büyük bir kaosun ve balkanlaşmanın eşiğine sürükleyecektir.  

Türkiye`nin etnik kimlikleri kaşıyan küresel / postmodern paradigma üzerinden üretilen laik / parçalayıcı bir ortama değil; bütün dinlere, etnisitelere nasılsalar öylece varolma hakkı tanıyan İslam üzerinden dün başarıyla ürettiğimiz, yarın da bu tarihsel tecrübenin verdiği ruhla yeniden üretilebileceğimiz bütünleştirici yeni bir medeniyet iddiasına ve ufkuna ihtiyacı var.  Türkiye`deki mücadele, içe-kapanmacılık ve dışa-açılmacılık mücadelesi değildir. Görünen budur ama görünmeyen asıl mücadele, Türkiye`de İslami duyarlıkların aşındırılması ve zamanla Türkiye`nin medeniyet projesi gibi İslami iddialara dayalı bir omurgasının bırakılmamasıdır. Bu nedenle, büyük bir aymazlıkla sadece toplumun bütünü değil, İslami çevreler de fena halde seküleştirilmeye ve İslami duyarlıkları aşındırılmaya çalışılıyor. Oysa sekülerlik üzerinden Türkiye`nin yeniden tarihe özne olarak müdahale etmesini mümkün kılabilecek bir proje üretilemeyeceği; bütün sekülerlik biçimlerinin, hem toplumun omurgasını çökertmekle, hem direnç noktalarını yok etmekle, hem de Türkiye`de tehlikeli Balkanlaşmış adacıklar üreterek Türkiye`yi anlamsız bir çatışmanın eşiğine sürüklemekle sonuçlanacağını artık görmemiz gerekiyor.  

2007-02-02 Yeni Şafak **** 

Bu yazı üzerine 2 gün bu konulara girmeyen Ahmet Hakan gayet sert bir şekilde Yusuf KAPLAN’a saldırdı.  **** Ahmet HAKAN       

Müslüman`ın dilinden  YUSUF Kaplan diye bir yazar var Yeni Şafak`ta…  

Kendisiyle ilgili yaptığım bir değerlendirmeye karşılık olarak bana `Kafası basmaz, garabet kişi` falan diye saydırmış.  Yusuf Kaplan `camia`nın okumuş çocuğudur.  

Londra falan görmüştür.  Cahilliğinin farkında bile olmayan `lümpen takımı`ndan değildir. İddialıdır:  

Bir `İslam medeniyeti` rüyası kurar.  `Pergel metaforu` der, yeryüzünü kuşatacak muazzam hayallere dalar.  

Ancak…  Bir kusuru vardır bu arkadaşımızın: Biraz hazımsız takılmaktadır. Eleştiri karşısında sergilenmesi gereken `asgari nezaket ve terbiye`ye sahip değildir. İşte bu nedenle kendisine, `Birader! Sen bırak yeni bir medeniyet falan kurmayı da, biraz medeni bir adam ol, bu yeter!` denmesi gerekmektedir. Ama değmez… Gerçekten değmez…  

·        * *  Ey cemaati Müslimin! Görmez misiniz? Yazarlarınızın, çizerlerinizin, önderlerinizin bir süredir ağızları fena halde bozulmuş durumda. En halim selimi `yavşak` sözcüğünü kullanmaktan kaçınmaz. En anlayışlısı `deşifretör` diye kulp takar. En enteli `garabet kişi` diye hakaret eder. `Müslümanların keskin kılıcı` havalarında dolaşan en terbiyesizi ise sürekli ağza alınmayacak laflar eder, küfürler yağdırır, bel altından vurup kalleşlik yapar. `Dalak` der, `Çiş` der, `Homoseksüel` der, `Şişeye oturtacağım` der… Der oğlu der… Ve sizler, bu edepsizlik karşısında suspus olursunuz… Hatta suspus olmakla kalmaz, `Aslan Hasan! Bas küfrü oğlum! Yüreğimizi soğutuyorsun mücahit` diye gaz verirsiniz. Peki Allah`tan reva mıdır bu? Bu dille mi insanlığa ulaştıracaksınız o `kutlu muştu`yu? Ne yani? En şahane, en görkemli küfrü basan o Hasan`ı, aranızdan `en hayırlınız` olarak takdis mi edeceksiniz? * * * Ben Ahmet Hakan… Bir aciz kul olarak… Buradan `camia`nın ağzı bozuk dava adamlarına ve onların `hık deyicileri`ne sesleniyorum: Abiler! Bendeniz maalesef sizin elinizden emin değilim. Dilinizden ise hiç değilim. İşin en acısı ne biliyor musunuz? Hadisin `Bütün insanların elinden, dilinden emin olduğu insan` olarak tanımladığı Müslüman`ı, `Kimsenin elinden, dilinden emin olmadığı insan`a çevirdiniz. Ne diyelim? Bu ayıp da size yeter! 

**** 

Ve hemen ertesi gün yani BUGÜN Yusuf Hoca’dan tam beklenen türde bir cevap geldi. 

**** Yusuf Kaplan       

Hazmedebilmek mümkün mü Ahmet Hakan? Bu yazıyı Ahmet Hakan Coşkun`a cevap yetiştirmek için yazmıyorum. Benim işim, insanlarla değil, fikirlerle. Ahmet Hakan, benimle i…Bu yazıyı Ahmet Hakan Coşkun`a cevap yetiştirmek için yazmıyorum. Benim işim, insanlarla değil, fikirlerle. Ahmet Hakan, benimle ilgili olarak bir sürü iltifatkar sözden sonra, `hazımsız bir arkadaş`tır demiş. Ve çizmiş üstümü. Benim üstümü çizsin, hiç önemli değil. Ama sonuçta, laik elitokrasinin İslam`dan ürktüğü bir zaman diliminde `Müslümanların içinden gelen birinin bile Müslümanlardan emin olmadığı` mesajının verilmesi bence çok tehlikeli, hatta ürkütücü. Burası önemli işte. Ben `hazımsız` biri miyim? Zannetmiyorum. Çünkü her tür eleştiriye açığım. Bana övgüler yağdırmaya başlayan insanları hemen sustururum. Eleştiri yönelten insanları dinlemeye özen gösteririm. Hatta kendimi milletin içinde sık sık eleştiririm; makaraya sarar, alay ederim kendimle. Madem yeri geldi, açıkça itiraf edeyim: Ahmet Hakan`a `kafası basmaz`, `garabet kişi` nitelemelerinde bulundum. Bu ifadeleri kullanmam şık kaçmadı; zaten çok da bile isteye kullanmadım. Bana yakışmayan ifadeler ve nitelemeler bunlar. Ama başka türden bir hazımsızlığım var; Nietzschevari bir hazımsızlık bu: Nietzsche, `Felsefemiz, ahlakımız, hayatımız dekandasın (kokuşmanın) formları haline geldi!` diye haykırmıştı. Tanrı`nın öldürüldüğü, insanın insanlığından uzaklaştırılarak nihilizm çukuruna fırlatıldığı bir çağa başkaldırıyordu Nietzsche! Bütün bu yaşananları hazmedebilmek imkansızdı Nietzsche gibi bir düşünür için. 11 yıl çıldırarak yaşayabildi ve sonunda hazımsızlıktan intihar etti! Dünyamız, Nietzsche`nin intihar etmesine yol açan bunalımlardan daha köklü bunalımlarla boğuşuyor: İki yüzlü, ürkütücü, duyarsızlaştırıcı, insanları atomlaştırıcı, atomlaştırarak sıfırlaştırıcı, sıfırlaştırarak hiçleştirici bir kaos dönemecinden geçiyor: Baudrillard`ın deyişiyle, `insanlığın vahşilik çağına geri dönüşü`nün yaşandığı bir zaman dilimi bu. Foucault`nun, Marx`tan ödünç alarak `ruhsuz dünyanın ruhu` diye tarif ettiği dinlerin köküne kibrit suyu döküldüğü için, seküler kutsalların insanı hazlarının, arzularının, araçların kölesi kıldığı; araçsallaştırılan aklın insani bütün değerleri, amaçları buharlaştırdığı bir bunalımlar çağının tam orta yeri. Gelin de hazmedin bütün bunları! Öte yandan, insan hakları, demokrasi, özgürlükler diye diye yüzbinlerce insanın sınır tanımaz güç hırsı ve arzusuyla katledildiği, aç ve sefil bırakıldığı bir dünya burası. Böyle bir dünyada, bu insafsız ve insansız düzeneği ters yüz edecek, insana insanlığını hatırlatacak, kainatla, Tanrı`yla, tabiatla; farklı dinlere, kültürlere mensup tüm insanlarla barış, adalet, hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde yepyeni bir dünya kurulmasını mümkün kılacak tek kaynağın İslam olduğunu bildikleri için insan soyunun düşmanları olduğunu yaptıklarıyla kanıtlayan seküler küresel şer güçler, İslam`ı, en olmadığı şeyle -hedef tahtasına yatırarak- vuruyorlar; terörle, şiddetle özdeşleştirerek tarih sahnesinden uzaklaştırmak için en iğrenç numaralara başvuruyorlar. Bu hazmeddilecek bir şey midir? Türkiye, yeni bir medeniyet iddiasını üstlenebilecek tek makul aktör olmasına rağmen, Türkiye`nin yaklaşık bir asırdır hızla İslam`dan uzaklaştırılma operasyona maruz bırakılması, sekülerleştirilmesi, bütün iddialarını yitirecek noktaya getirilmesi hazmedeilebilecek bir şey midir? Bütün bu yakıcı gerçeklerin anlaşılmadığını görüp de bu ülkenin varlık nedenini sömürgeci batılılardan daha acımasız yöntemlerle ortadan kaldırma girişimlerine isyan etmemek, ses çıkaranları topa tutmak, hazmedilecek bir şey midir? Ahmet Hakan, senin `sıradışı` olma, `birey olma`, `kendin olma` kaygını önemsiyorum. Ama Nişantaşı kafeleri, içine girmeye çalıştığın çevreler seni sıradışılaştırmaz, sırandanlaştırır, konformistleştirir, evcilleştirir ve bitirir. Yazdıkların, şimdiye kadar başkasına yazdırılamayan şeyler/di: Çok berbat bir şekilde kullanıyorlar seni! Sıradışı, kendi olma kaygısıyla hareket eden bir kişinin yapamayacağı çok tehlikeli işler yaptırıyorlar sana! Laik görünümlü çıkarperest elitokrasinin çıkarlarını pekiştirecek değirmene su taşıtıyorlar sana! Görebiliyor musun bunları, bilmiyorum. Eğer görüyor da yapıyorsan, çok kötü! Bu adamların, insanları kendi işleri bitinceye kadar kullanıp, sonra da gözünün yaşına bakmadan kaldırıp attıklarını iyi biliyor olmalısın. `Topyekun Savaş` manşetleri atabilmiş bu tuhaf insanlardan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?  

2007-02-06 Yeni Şafak  *** 

Bakalım yarın Ahmet Hakan bu olaya ne diyecek.  Vesselam Diğer dosyalar ve OKUNASI YAZILAR için: http://www.okunasilar.wordpress.com/ 

Reklamlar
Okunasılar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: