24 Haziran OKUNASILAR’I

 

Türkiye, yönünü doğuya çevirdi 
(Middle East Times , 21 Haziran 2007)
Türkiye son yıllarda, yönünü Mustafa Kemal tarafından kurulan temel ilkelerden çevirmiş durumda ve giderek Ortadoğu politikalarına dahil olmaya başlıyor. Avrupa Güvenliği RAND Corp`ta yönetici olan F. Stephen Larrabee, `Türkiye şu anda Ortadoğu`da önemli bir aktör olarak yükseliyor.` diye yazıyor Foreign Affairs dergisinin temmuz/ağustos sayısında.Aslında, Larrabee `nin de işaret ettiği gibi, Ankara son yirmi yılda ilişkilerinin gergin olduğu İran ve Suriye ile yakın bağlar kurdu . Ek olarak, Başbakan Erdoğan hükümeti, Türkiye `nin çok daha yakın bağları bulunduğu İsrail `e zarar veren, Filistin meselesinde cana yakın bir bakış açısı benimsedi. Soğuk Savaş sonrasındaki jeopolitik değişimle Türkiye `nin dikkatlerini doğuya doğru çevirmesine neden oldu. Larrabee , Soğuk Savaş boyunca Türkiye `nin güvenliğine en büyük tehdidin Sovyetler Birliği `nden geldiğini anlatıyor ve ekliyor: `Soğuk Savaş sonrasındaki değişimler, Türkiye `nin güvenliğine yönelik tehditleri değiştirdi .` 

Bugün, Türkiye daha karmaşık tehditlerle karşı karşıya. Bunların başında, Kürt ayrılıkçılığı, Irak `taki mezhepsel çatışma, İran `ın yükselişi ve İslam Cumhuriyeti `nin nükleer bir güç olma arzusu, Lübnan `ın parçalanması, özellikle de Suriye ve İran ile yakın bağları olan grupların ellerinde. Türkiye `nin bir dönem hakim olduğu yerlerdeki yeni çıkarları rastlantısal değil. Zamanlama olarak da, Fransa `da Nicolas Sarkozy `nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, Avrupa Birliği ile üyelik ihtimalinin her geçen gün uzaklaştığı Batı ile ilişkilerinin bozulduğu bir döneme rastlamaktadır. Ve, 2003 yılındaki ABD `nin Irak işgalinden bu yana Washington ile ilişkiler yoğun bir baskı altına girdi. 2006 yılında, German Marshall Fonu tarafından yapılan bir kamuoyu yoklaması, Türklerin yüzde 81`inin Bush yönetiminin uluslararası politikaları ele alış biçimini onaylamadığını ortaya koydu. 

Türkiye `yi Ortadoğu politikaları girdabına daha derinden iten katalizör, 2003 yılındaki Irak işgaliydi. Ankara , Amerika `nın Irak işgalinin kendi topraklarından başlamasına karşı çıktı ve Türkiye `nin güney sınırında sağlanan istikrarın ortadan kaybolabileceğinden, Kürtlerin hareket alanının genişleyebileceğinden endişe ediyordu. Müdahaleyle birlikte, Türk liderliğinin en korktuğu şey başına geldi. Birincisi, Irak uluslararası terörizmin yuvasına dönüştü. İkincisi, İran `ın bölgedeki nüfuzu artmaya devam ediyor. Üçüncüsü, belki de Türkiye için en kötü olanı, Iraklı Kürtlerin bağımsızlık kazanması ki bu eğilim Ankara `da kendi Kürtlerinin bağımsızlık tutkularını ateşleyeceği korkusunu artırıyor. Türk-İran -Suriye yakınlaşmasını sağlayan nedenlerden biri de, bu ülkelerin Kürt meselesi kaygısını paylaşmaları. Bu hükümetlerden hiçbiri, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını görmek istemiyor ve bunun kendi Kürt nüfuslarındaki milliyetçi hisleri körükleyeceğinden korkuyor. 

Ancak, Ankara ve Tahran arasında kurulan yeni dostluğa rağmen, Türkiye İran `ın nükleer silah geliştirme isteğinden aşırı derecede endişe duyuyor. Ve, İran nükleer kapasitesini geliştirmeyi başarırsa Türkiye karşı önlemler almak zorunda kalacaktır. Larrabee `ye göre Türkiye `nin üç seçeneği var. Birincisi, Türkiye , Birleşik Devletler ve İsrail ile ortak füze savunma işbirliğine girebilir. İkincisi, askeri kapasitesini güçlendirebilir, buna orta menzilli füzeler de dahil. Üçüncüsü de, kendi nükleer programını geliştirmesi ki Türkiye bunu son çare olarak görmektedir. Tüm bunlardan sonra, Washington Türkiye `nin Ortadoğu ile dostluğunun onun Batı ile ilişkilerinde büyük bir zarara yol açacağı endişesi taşıyor. 

(Middle East Times , 21 Haziran 2007)

Osmanlı da senaryolarla çalışırdı AVNİ ÖZGÜREL  

Kanuni`nin 1529 Viyana seferine ilişkin gravürde, karargahtaki değerlendirme toplantısı yansıtılıyor. Büyük devlet demek yenilmez, yıkılmaz devlet demek değil aslında. Büyük devlet demek, bir gelecek tasarımı olan, harekete geçmeden önce her olasılığı göz önüne alan ve hepsine göre siyaset üretebilen devlet demek. Osmanlı yönetimi da yıkılana kadar bunu yaptı…

Cem `den Lozan `a 

Lozan anlaşması imzalanırken (yukarıda) Ankara sürekli olarak Musul konusunda senaryolara göre çözüm arıyordu. Cem Sultan `ın (yanda) Batı`ya sığınması, İstanbul `da Bayezid `in uykularını kaçıran bir meseleydi. Bayezid , aklına bir ihtimal geldiğine, tartışmak için kurmaylarını yataklardan kaldırırdı. 

Hudson Enstitüsü `nde yapılan ve Batılıların `workshop ` diye tanımladığı türden bir çalışma geçtiğimiz hafta Türkiye gündemini işgal etti. Tafsilatını anlatmaya gerek yok Türkiye `den bazı askeri görevlilerin de katıldığı kapalı toplantıda davetliler PKK terörünün sıçrama yaptığı varsayımına dayanan hayali bir senaryo üzerinde olası siyasi ve askeri seçenekleri tartışmışlar. 

Batı`da sık sık yapılan bir çalışma bu. 

Ve abartılacak bir yanı yok. Washington siyaset planlamasını yaparken ülkelerin/ grupların çeşitli durumlarda tepkilerinin ne olacağını öğrenmek ihtiyacıyla bu tarz workshop `lardan yararlanıyor. 

Ecevit `li bir toplantı 

Türkiye `de 12 Eylül darbesinden sonra siyasi faaliyetin serbest bırakılması ümidinin doğduğu günlerde rahmetli Bülent Ecevit `in de iştirak ettiği bir senaryo çalışması olmuştu. Amerika demokratik sürecin yeniden işlemeye başlayacağı Türkiye `de kimin yanında olması gerektiği konusunda netleşme ihtiyacındaydı. Ve muhtemeldir ki desteklenecek siyasetçinin Ecevit olup olamayacağı konusunda somut işaretler görmek istiyordu. 1991`de Milliyet `e yaptığı açıklamada yaşadığı deneyimi şöyle anlatıyordu Ecevit : 

`12 Eylül askeri müdahale döneminde, yurtdışına çıkma yasağım kaldırıldıktan kısa bir süre sonra, ilginç bir televizyon programına katılmam için çağrı aldım. İngiliz Grenada televizyonu ile Amerikan CBS televizyonlarının ortaklaşa düzenledikleri ve yayımladıkları bu programda dünya gerçeklerini andıran, fakat hayal ürünü durumlar, önceden geniş bir uzman kadronun katılımıyla ayrıntılı birer senaryo olarak hazırlanıyordu. Televizyon programına katılanlar da aralarında tartışa tartışa bu senaryoları geliştirip bazı çözümlere ulaşıyorlardı. Benim katıldığım tartışma hayali bir ada devletiyle ilgiliydi. Senaryoya göre bu ada devleti zalim bir diktatör tarafından yönetilmekteydi. ABD ve İngiltere kendi çıkarlarına sadakatle hizmet ettiği için bu diktatörü destekliyorlardı. Fakat ada devletinin halkından yükselen muhalefet ve tepki o kadar ileri ölçülere varmıştı ki, ABD ve İngiltere sonunda diktatörün devrilmesine razı olmuş ve bunun için gerekenleri yapmışlardı. Yine senaryoya göre bu diktatörün yerine, Amerikan ve İngiliz tertibiyle bir başka lider getirilmişti. Fakat o lider de bir süre sonra fazlasıyla Moskova yanlısı bir tutum izlemeye başlamıştı. Bu yüzden ABD ve İngiltere ondan da kurtulmaya karar vermiş ve gereğini yapmışlardı. Fakat yerine kim geçecekti? İşte senaryonun bundan sonrasını geliştirme işlevi, programa katılan tartışmacılara bırakılıyordu. Tartışmaya katılanlar arasında, ABD ve İngiltere `nin bazı önde gelen devlet adamları ve komutanları yer alıyordu. General (Alexander ) Haig, eski CIA başkanlarından biri ve o sırada FBI başkanı daha sonra CIA başkanı olan Webster de bulunuyordu. Almanya `dan da birkaç önde gelen politikacı vardı. Bunların dışında bir eski İtalyan devlet adamı ve Türkiye `den ben vardım. 

Sıra hayali ada devletine yeni bir lider aramaya geldiğinde, tartışmanın yöneticisi Amerikalı profesör, tartışmacılara bir kopya verdi: Ada devletinde bir köşeye çekilmiş fakat halk arasında saygınlığı olan bir sosyal demokrat lider var, onun iktidara gelmesini düşünmez misiniz, dedi. Amerikalı ve İngiliz tartışmacılar bu çözüme hemen sarıldılar. Fakat köşesine çekilmiş o sosyal demokrat politikacı devletin başına nasıl gelecekti? Amerikalılar dediler ki: `Onun kolayı var… Eski diktatör bizim adamımız olduğuna göre, bu ada devletinin silahlı kuvvetlerinde de bizim hatırımızı kırmayacak yakın dostlarımız var demektir. Onlara söyleriz, sosyal demokrat politikacıyı iktidara getirmenin bir yolunu bulurlar.` İngilizler de, Almanlar da bu çözümü hemen benimsediler. Ben, o zamana kadar, tartışmaya hiç katılmamıştım. Bazıları yıllarca dünyanın kaderini etkilemiş Amerikalı ve İngiliz politikacıların, devlet adamlarının, komutanların bir yabancı ülkeyle, bir yabancı ülkenin içişleriyle ilgili sorunlara nasıl yaklaştıklarını kendi ağızlarından dinlemek son derece ilginç ve şaşırtıcı idi. Hele son önerilen çözüm şaşkınlığımı büsbütün artırmıştı. Tartışmayı yöneten Amerikalı profesör birdenbire bana döndü ve `Mr . Ecevit , diyelim ki o sosyal demokrat lider sizsiniz. Amerikalıların önerdiği çözümü kabul eder misiniz` diye sordu. Hiç duraksamadan şu yanıtı verdim: `Dostumuz ve müttefikimiz de olsalar, bazı yabancı devletlerin içişlerimize böylesine karışmalarını ve silahlı kuvvetlerimizle böylesine içli dışlı olmalarını içime sindiremem. Onun için, bu çözümü kesinlikle kabul edemem. Kendi girişimimle ve serbest seçimlerle halkın desteğini alarak iktidara gelebilirsem gelirim , başka türlüsünü düşünemem bile.` Tartışma hayali bir senaryo ile ilgili olduğu halde, benim o yanıtımdan sonra adeta ciddi bir müzakereye ve çekişmeye dönüştü. Bir yandan Amerikalılar bir yandan da İngilizler beni ikna etmek için uzun uzadıya dil döktüler. Nihayet, tartışmaya hararetle katılan eski dostum bir İngiliz muhafazakar milletvekili bana çıkıştı: `Görüyor musun bize yaptığını, senin direnmen yüzünden bu devlet sorununa bir çözüm bulamıyoruz` dedi. Son olarak tartışma yöneticisi General Haig`e dönerek `Ecevit kabul etmemekte direniyor, bu durumda ne yapacaksınız?` diye sordu. General Haig şu yanıtı verdi: `Bizim bu gibi konularda deneyimimiz vardır. Ecevit istemese de biz uygun gördüğümüz çözümü uygulatmanın yolunu buluruz` dedi.` 
 

Sonucu biliyorsunuz. ABD `nin bu program sonrası `Bülent Ecevit `ten bize yar olmaz` hükmüne vardığını söylemek gerekir mi? 
 

Hudson Enstitüsü `ndeki toplantıda da sanırım Amerikalılar Talabani `nin oğlunu tartışma masasına kattıklarına göre farklı durumlarda Kuzey Irak ve PKK konusunda herkesin tavrının ne olacağını öğrenmişlerdir. Ve şüphem yok ki TSK mensupları siyasetin kararı ne olursa olsun Ankara `nın gözden çıkaramayacağı hiçbir şey olmadığını anlatmışlardır. 
 

Osmanlı senaryoları 

Osmanlı saltanatı bir bakıma senaryoya dayalı öngörü planlamaları demek. Üstelik bu çalışmalar Osmanlı İmparatorluğu `nun sadece zirvede olduğu asırlarda değil yıkılış sürecinde de başvurduğu `oyun`lardır ve Cumhuriyet yıllarında da devam etmiştir. Harp Oyunu`nun askeri tatbikattan farkı siyasi hedef içeren bir senaryoya dayalı olmasıdır. Örneğin Cem Sultan `ın Batı`ya sığındığı süreçte İstanbul `da Sultan Bayezid `in huzurunda yapılmıştır olasılık tartışmaları. 

İstanbul kuşatmasından önce de Fatih `in böylesi bir çalışma yaptığını biliyoruz. Fiziki ortamda bir hesap hatası olup olmadığını anlamak için 2. Mehmet kılık değiştirerek surların dibine kadar gelmiş ve gözlem yapmıştır. Ayrıca netice almak için her duruma uygun hazırlık yapmak maksadıyla Bizanslı bazı kişiler de huzura getirilerek Doğu Roma `nın direnme ve vazgeçme sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Silivri `deki Rum köyleri çevresinde bahaneler icat edilerek çıkarılan çatışmaların gerisinde yatan düşünce Bizans `ın tepkilerini ölçmektir. 

Sonraki asırlarda da özellikle Kanuni döneminde yapılan şura toplantıları neredeyse bir kısmı komplo teorisine varan senaryo tartışmalarına sahnedir. Avrupa söz konusu olduğunda Balkan prenslerinin sadarete davet edilmesinin sebebi, Hıristiyan dünyasının duyarlılıklarını ve tepkilerini değerlendirmekte onların daha ehliyet sahibi olacakları düşüncesidir. Osmanlı Eflak -Boğdan (Romanya ) seferine nasıl Prusya ve Macaristan `ın tepkisinin ne olabileceğini ölçüp tarttıktan sonra karar vermişse Viyana `ya yönelirken de Avrupa siyasi tablosunu bizzat Batılıların okumasına itibar ederek dikkate almıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa `nın hatası bütün olasılıkları hesap ettiği halde Kırım Hanı `nın ihanet edebileceği ve cephenin bu nedenle çökebileceği ihtimali üzerine plan yapmamış olmaktır. 

Keza Abdülhamid`in `dehası ` dediğimiz şey, imparatorluğu ayakta tutmaya matuf `senaryo` üretmek ve her senaryoya göre önceden hazırlanan siyasi tavrı uygulamaya sokmaktan öte bir şey değildir . Osmanlı Devleti 2. Abdülhamid dönemini bu sayede asgari zararla kapatmayı başarmıştır. 

Ve nihayet imparatorluğun yıkılmakta olduğunun idrakindeki Osmanlı `nın kontrollü çözülme planının tatbiki için kurulmuş örgüttür Teşkilat -ı Mahsusa . Amaç Osmanlı hakimiyetindeki her gayri-Türk unsura bağımsızlık vermek, ama hepsinin yönetimine Batıya hasım Osmanlı `ya dost kadroların gelmesini sağlamaktır. Teşkilat -ı Mahsusa istihbarat örgütü gibi sunulsa da gerçek çehresi budur. Bağımsızlık savaşları, direnişler örgütler; siyasi kadrolar oluşturur, ihtilal planlar. Hatta yeri gelir `devlet` kurar. Batı Trakya Devleti, Kars Şura Devleti vs… 

Türkiye Cumhuriyeti bu konuda Atatürk `ün sağlığında iki temel konuda yoğun çalışma yaptı. İlki Musul konusundadır. Lozan `ta İngilizlerin Ankara `ya Musul yerine Süleymaniye `yi teklif etmeleri üzerine yürütülen beyin fırtınası ilginçtir. Daha sonra Hatay gündeme geldiğinde tartışmalar Ankara `da Çankaya Köşkü `nde yapılmış, Atatürk yabancıların özellikle de ister gazeteci ister tüccar olsunlar Fransızların görüşlerini almayı önemsemiştir.  

2007-06-24 Radikal 

 

Amerikan ve İsrail Planlarına Karşı Olduğumuz İçin Milli Görüş’ün Yanındayız!

Nurettin ŞİRİN

Nurettin ŞİRİN, geçtiğimiz gün yazdığı yazı nedeni ile çok sayıda tebrik kadar eleştiri yağmuru ile de uğraşmak zorunda kaldı. Bunun üzerine bu yazıyı kaleme aldı.

http://www.kudusyolu.com/yazi.php?dil=tr&yzr=15&id=563

Reklamlar
Okunasılar kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: